blog mimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog mimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2024 Cumartesi

Blogda Mim Var: 2025 Yılından Beklentilerim

Epeydir gelemedim buralara; ne sevdiğim bloglara uğrayabildim, ne de aklımdakileri yazmaya fırsatım oldu. 

Hayat bazen böyledir; bir şeyler ertelenir ertelenir, bir de döner bakarsın ki erteledikçe o şeylerin değeri de kalmamış. O yüzden kısacık da olsa geleyim ve ara fazla açılmasın dedim. 

Blogların eski günlerindeki gibi Mim etkinliği başlatmıştı Blog Forum sahibi sevgili Sinan. Sağolsun beni de mimlemiş. Daha fazla ertelemeden katılayım dedim. Etkinlik burada, dileyen herkes katılabilir. 

Sormuş: “2025 Yılından Beklentilerin Neler?” demiş…  Keşke tatlı tatlı yazabilseydim... Çok neşeli bir cevap olmayacak üzgünüm Sevgili BlogForum… Çünkü 2024’ün tadı maalesef ağzımda kekre bir tortu bıraktı…

O yüzden yeni yıldan beklentilerim de  fazla duygusal…

2024 yılında beni üzen, yalnız bırakan, kalbimi kıran herkes; bana yaptığı haksızlığı 2025 yılında anlasın istiyorum. Dinlemeden, anlamadan, empati kurmadan yargısız infazlar yaptılar. Sanki alışveriş listesinde sıradan bir nesne, mesela bir marulmuşum gibi üstüme çizgiyi çekip attılar kenara. Çok yaralandım, çok aşırı kırıldım. Neden mi? Üstat Pir Sultan vermiş cevabı...

“İlle dostun bir tek gülü yaralar beni …”

Hikayesini öğrendiğimde çok etkilenmiştim.



 

Pir Sultan Abdal’ı idama götürüyorlar... Emir vermiş Hızır Paşa, herkes taşlayacak! Taşlamayanın başı uçurulacak! Korkudan herkes taş atmaya başlamış . Atılan taşlar Pir'e ulaşmadan yere düşüyormuş.  

 Taşlayan kalabalığın içinde Pir Sultan Abdal'ın en yakını Ali Baba da varmış! 

 “Taş atmayayım” diye düşünüp elindeki gülü fırlatmış!

 Gül, Pir Sultan'a çarpmış ve kan akmaya başlamış... 

Sonrasında Pir Sultan Abdal’ın ağzından, şu dizelerin çıktığı söyleniyor:


 

“Şu kanlı zalımın ettiği işler,

Garip bülbül gibi zaralar beni.

Yağmur gibi yağar başıma taşlar,

İlle  dostun bir fiskesi yaralar beni.

-*-*-

Dar günümde dost düşmanım belli oldu.

Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.

Ecel fermanı boynuma takıldı.

Gerek asa, gerek vuralar beni.

-*-*-

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz.

Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz.

Şu ellerin taşı hiç bana değmez.

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”


Öyle işte; yaralı bir seneydi 2024 benim için...

Ne bekliyorum peki? Hiç bir şey... Özür beklemiyorum mesela. Ama bana ne yaptıklarını görsünler ve dönüp aynaya baksınlar istiyorum. Kırılan vazo; bir parçası kaybolsa da tamir edilebilir;  ama kalpler öyle değil... 

Neyse işte; 2025 yılında beni kimseler üzmesin, üzemesin istiyorum. Değersizleştirmesin kimse beni ve ben gibi hissedenleri.

Zaten kalabalık değildir hayatım; kalanlar daha da azaldılar 2024'de. 2025 yılında böyle şeyler olmasın istiyorum.

Bir de sağlık… Sağlıkla çokça sınandığım bir yıldı 2024.

2025 yılında en çok sağlık diliyorum; bana ve sevdiğim insanlara… Bunu çok içtenlikle diliyorum hem de, kalbimin derinliklerinde bir yerlerden….

Hayatım arı duru olsun; entrikalardan uzak; art niyetli iki yüzlü insanlardan uzak, huzurlu olsun…

Tatillere gidebilelim eskisi gibi, ne bileyim çiçeklerimiz insansızlıktan solmasın… Gördüklerimiz, sevdiklerimiz, seçtiklerimiz var olsunlar hep hayatımızda. Emeklerimiz heba olmasın, diktiğimiz fidanlar kuru dala durmasın...

Evime, ülkeme ve evrenin her bir köşesine baharlar gelsin…

Öyle işte; her şeye rağmen teşekkürler Hayat...  Rengahenksin, hayranım sana...


Devamını Oku

2 Eylül 2014 Salı

Mimlendim, mimli yanıtlar verdim...

Sevgili “Kalemimden Yazılar” sağolsun düşünüp beni mimlemiş, kendisine teşekkür ediyorum. Konu kitaplar üzerine olunca keyifle yanıtladım, aslında itiraf edeyim huysuzlandığım ve espriyle karşılık verdiğim sorular da oldu. Haydi biraz eğlenelim o halde. Gelsin sorular...


1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?

Cehaletimi mazur görünüz ama çok kitaptan oluşan serileri hiç bilmiyorum. Daha da açık ifade etmek gerekirse söyleyeyim; kitap dünyasındaki dizi olayına tamamen yabancıyım. Sanırım “dinozor okuyucu” sınıfına giriyorum bu anlamda. Vampir serisi, korku serisi, Yüzüklerin Efendisi serisi, Harry Potter serisi, polisiye dizisi türü kitaplarla da yıldızım barışmadığı için benim için seri demek, beğendiğim yazarın kitaplarını ard arda okumak demek oluyor. Eğer seri tanımına giriyorsa Vedat Türkali'nin Güven-1 ve Güven-2'sini tek geçerim mesela. Bu sorudan anladığım bu kadar keskin yani..

2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?

Böyle bir soru hiç kitap okuyucusuna sorulur mu? Ayrımcılık mı yapıyoruz şimdi ne ayıp ne ayıp.. Sözcüklerin cinsiyeti mi var? Duymamış oluyorum, es geçiyorum bu soruyu.


3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?

Sokağa çıkmışsam, bir yere yetişme derdim yoksa, yolumun üzerindeki kitapçılara girmeden duramam. Kitapçı gezme keyfim elbette internetteki kampanyaları takip etmeme engel değil. Yani esneğim, öyle de olur, böyle de olur..

4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?

Genelde kitabını okuduğum bir filmi veya diziyi sevmem ben de çoğu insan gibi. Çünkü kitap okurken kendi hayal gücünüzle konuya dahil olurken, dizi ya da film gibi bir somutlaştırma durumunda araya yönetmenin gözlüğü de giriyor. Başkasının gözlüğü de doğal olarak bulanık gösteriyor. İstisnalar var elbette, mesela Richard Russo'nun Kasaba adlı çok beğenerek okuduğum kitabının filmini de keyifle izlediğimi anımsıyorum. Dizilerde zaten kitaptan çok uzaklaşılıyor, hatta dizi senaryolarına "kitap katili" bile diyebilirim.


5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

Günde 5 sayfa çok az, haftada 5 kitap da çok fazla! Kitap okumak ilaç değil ki reçetesi olsun. Yani sınır yok, ne kadar isterseniz! Bu soruyu da böyle huysuzlanarak cevap verdiğim için kusura bakmayınız, soranın suçu ben ne yapayım ☺


6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?

Çocukluk hayalim yazar olmak. Bunun dışında profesyonel yorumcu olmak ise hiç bana göre bir iş değil. Profesyonel olmak demek, para karşılığı iş yapmak demek. Para karşılığında bir kitabı eleştiremem ben, sıkılırım, zoruma gider...


7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

Bugüne kadar çok sevdiğim bir kitabı ikinci kez okuma girişimim olmadı. Damağımda kalan ilk lezzet yeter bana, fazlasından yorulurum, aşırı dozdan baygınlık gelir. Neden aynı şeyleri tekrar tekrar okuyayım ki bunca okunmamış kitap beni beklerken, zaman kaybı olmaz mı? Okumadığım kitaplar bana küsmez mi?



8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

Kütüphanede çalışmak bence çok sıkıcı bir iş. Kitap satıcısı olmak, yeni kitaplarla haşır neşir olmak, insanlarla ayak üstü kitap sohbeti yapmak, imza günleri düzenleyip sevdiğim yazarlarla tanışmak varken niye gidip sessiz bir kütüphanede kendimi hiç değişmeyen bir kısır döngüye hapsedeyim ki! (Kütüphane memurları alınmasın lütfen, bakmayın böyle dediğime sanki diğer işler farklı mı, hepsi kısır hepsi döngü!)


9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı?

Bu soruya da gülümsüyorum, soruları soran kişi okuyorsa eğer hiiç kusura bakmasın.
Ben mesela korku-gerilim kitaplarını sevmiyorsam niye okuyayım ki böyle bir kitabı! Favori türüm, yani en beğendiğim tür romansa niye öykü okumaya kendimi zorlayayım? Nitekim öyle gerçekten de, kısa öyküleri sevmem ve ıssız adaya düşüp de elimde sadece kısa öykü kitapları kalmadığı sürece alıp okumam.
Öğrenciysem, mesela dönem ödevim hiç sevmediğim türde bir kitabın özetini çıkarmaksa mecburiyetten okurum, ama keyfim için niye favorim olmayan türde kitapları tercih edeyim ki? Bu nasıl bir soru böyle eyy moderatör, sınıfta kaldınız! ☺
Açıkçası bu soruya “favorim olmayan türden kitapları okumaya bayılıyorum!” ya da “istemiyorum ama ne yapayım okuyorum!” cevabını veren kaç kişi olduğunu ve bu cevabı veren insanların psikolojilerini acayip merak ettim şimdi..


10 - Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?

Hayatta “gri” diye bir renk var. Sadece o mu, sadece bu mu şeklinde sorular bana uymuyor.
E-kitap henüz okumadım ama “asla okumam” demiyorum. Koşullar neyi gerektirirse uyum sağlayacağız mecbur. Şimdilik normal kağıttan kitapları okuyorum, altını çize çize, kenarlarını kıvıra kıvıra, kütüphanemde göstere göstere.. Ama eğer kitapların basılmadığı bir zaman dilimi bana denk gelirse hemen uyum sağlarım, uyum sağlamalıyım, dinozorluk da bir yere kadar..


Eveeet bu günlük eğlence turumuz da burada bitti, bu “gıcık” cevaplarımı okuyanlar muhtemelen bir daha beni mimlemek istemeyeceklerdir, bakalım göreceğiz..

Neyse güldük eğlendik güzel oldu, o halde haksızlık olmaması için bloguma en son yorum yapan üç kişiyi mimliyorum ben de. Soruları beğenen herkes yanıtlayabilir elbette.

Topu size attım, siz benim kadar “gıcık” olmayın cevaplarınızda..

Sevgiyle ve gülümseyerek kalın diyorum..




Devamını Oku

26 Mart 2014 Çarşamba

Evdeyazar mimlendi, ortaya karışık röportaj çıktı..

Gündem malum, benim de nedense elim gitmiyordu yazmaya birkaç gündür. Geçen hafta sevgili eqzdemirblog mimlemişti, kenarda bekletiyordum soruları. Sevgili Belgin-ce mimlemişti aynı günler, O'na da “bir ortalık durulsun, motive olunca yanıtlarım” demiştim. Bugün de sevgili Şimdiduydum mimleyince artık kolları sıvayayım, biraz da keyifli bir yazı çıksın ortaya dedim. Kendilerine beni akıllarına getirip mimledikleri için çok teşekkür ediyorum, bütün soruları birleştirip tek yazıda toparladım, sanki kendimle röportaj yapmışım gibi oldu. Aslında kendimden söz etmeyi pek de sevmem, laf aramızda azıcık kaçamak yanıtlar verdim bazı sorulara. Sonuçta ben eğlendim, bakalım siz de sevecek misiniz, keyifli okumalar efenim..
mimlendim

1- Neden blog adın?
İşten ayrıldıktan sonra evde makale yazıp para kazanmaya başlamıştım. "Ev yazarı oldum, ev yazarı oldum" diye seviniyordum kendi kendime. Sonra birden şimşek çaktı, niye blog açmıyorum ki, adı da “ev yazarı” olur dedim. Sonra da içinde Türkçe karakter olmasın, kolay yazılsın diye düşündüm. Öyle böyle derken oldu sonunda Evdeyazar.. “Madem gazetede köşem yok, ben de evde yazarım o zaman!” hayaliyle çıktı anlayacağınız bu isim..

2- Hayat felsefeni belirleyen söz nedir?
Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka gerçekleşirler..”
Buna yürekten inanıyorum, çünkü  o kadar çok hayalim gerçekleşti ki, anlatsam roman olur!

3- Kendinle ilgili 3 doğru 1 yanlış şey nedir?
Yani şimdi ne desem bilemedim. İnce ince düşünürüm mesela, satır aralarına takıldığım çok olur. Bu doğru mudur, yanlış mıdır? Ya da çok arkadaşım yoktur, doğru mudur yanlış mıdır? Kendimden söz etmeyi pek sevmem, doğru mudur, yanlış mıdır? Bir şeyi ya da bir insanı ya severim ya sevmem, ortası yoktur; bu doğru mudur, yanlış mıdır?  Buradan doğru nedir, yanlış nedir konularına gireriz, bu yazı da sabaha kadar bitmez. Hele ki kendi doğrularımız başkalarının yanlışlarıyla kesişirse vay halimize..

4- İlk anılarınız nelerdir, hangi yaşa kadar inebiliyorsunuz?
Anlatıldığı için mi anımsıyorum, anımsadığım için mi anlatıldı bilemem ama sanırım dört beş yaş civarıydı. Bana üzerinde mevsimlerin de olduğu, dönmeli, kalın, renkli kartondan oyuncak gibi bir çarpım tablosu hediye edilmişti, nasıl da mutlu olmuştum.

5-En sevdiğin şarkı?
İyi müzikleri severim, sevdiğim şarkı da çok elbette. Birkaç kez canlı dinleme şansını da
 elde ettiğim sevgili Gülcan Altan mesela, dinleyin bakalım bu müthiş sesten Hasta Siempre'yi, sevecek misiniz?


6-En sevdiğin roman?
Jose Saramago- Körlük diyorum, yazarın anısına saygıyla eğiliyorum..

7-En sevdiğin çizgi film karakteri?
Daha önce buradaki yazımda da bahsetmiştim, Heidi'yi tek geçerim..



heidi


8-Çocukluğunda en sevdiğin oyuncağın?
Memur babanın dört çocuğunun sonuncusu olunca “en sevdiğin oyuncak?” sorusu biraz abes kaçıyor.. Bizde aynı okul çantaları gibi oyuncaklar da abladan kardeşe miras kalırdı, dolayısıyla seçme şansı yoktu. Ben de en çok evimizin bahçesinde çamurla, yapraklarla oynardım. Aslında ne kadar şanslıymışım..

9-Şimdiye kadar aldığın en sevdiğin hediye?
Bu sorunun yanıtını düşünürken bir kez daha fark ediyorum ki ben cidden hassas biriyim. Beni düşünüp de içtenlikle alındığını hissettiğim bütün hediyeleri sevmişimdir. İçtenliksiz olanı anlar mıyım? Anlarım elbette. Zevkinize göre olmayan; sıradan, görev geçiştirir gibi hediye almadınız mı hiç? İş yerinde yapılan zoraki yılbaşı çekilişleri mesela, ne saçma hediyeler gelirdi.. Ne zordur beğenmediğin hediyeyi gülümseyerek kabul etmek..

10-En sevdiğin yemek?
Yemek konusunda gelenekselin dışına çıkmayı pek sevmem. Değişik tatları denemem için görünüşleri ve kokularının beni ikna etmesi gerekir. Mesela antenli şeyleri tatmadım ve tatmayı da düşünmüyorum. Ege zeytinyağlıları ise favorilerim..

11-En sevdiğin hayvan?
Ya şimdi bana kızacaksınız çoğunuz ama bence hayvanlar uzaktan güzeller. Yani ben onlara yaklaşamam. En son bir evde başıma konan muhabbet kuşu yüzünden çığlık çığlığa kendimden geçmiştim. Bu durumda en sevdiğim hayvanlar, benden uzak olanlar, mesela belgesellerdekiler..

12-Odanda sana ait olan en sevdiğin nesne?
Odamın tamamını seviyorum, ayrım yapıp üzmeyeyim kendisini..

13- Ailen dışında onsuz yapamam dediğin en sevdiğin kişi?
Bu sorunun yanıtı zaten kendi içinde var, evet o kişi en sevdiğim kişi ☺


Terledim resmen, o halde âdet yerini bulsun için ben de topu sizlere atıyorum:
bahçeperim
kalemimdenyazılar ,
kayıpruh 
erayazıfikir,
omactivities


 Sevgiyle kalın.. 










Devamını Oku