cehalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cehalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2020 Pazar

Aman Doktor Derdime Bir Çare - 2


Sayın ve çok sevgili ve de çok saygıdeğer doktorum!

Geçen sefer size sorunumu iletmiştim. (Sevgili doktorcuğum, şurada  özetledim meramımı)  Hatırladınız değil mi,

 “Kendimi çok ama çok cahil hissediyorum” demiştim. Neden mi? Sorulunca “şıp” diye cevap veremeyeceğim sorular çoğaldı da ondan! Örnek mi istiyorsunuz, hemen sıralıyorum efendim. 


İstirham ederim efendim. Evet, mesela bana sorsanız, “Milletvekili seçimleri kaç yılda bir yapılıyor?” deseniz, ben cevap veremem şu an. Halbuki ilkokulda biliyordum, hayat bilgisi dersinde öyle güzel öğrenmiştim ki! “Seçimler beş yılda bir yapılır örtmenim!” diye çocuk aklımla hemen cevabı yapıştırırdım bu soruya. Leb demeden, evet tam öyle… Ama şimdi bunca yaşımda ve bunca deneyimimle, üstelik bunca sosyal medyaya, tv kanalına vesaire bilgi kanal(izasyon)una rağmen ben bu sorunun cevabını bilemiyor ve kendimi çok ama çok cahil hissediyorum. Çünkü ne bileyim, sanki her yıl seçim oluyormuş gibi geliyor bana! Bu seçimlerin hepsinin de sonuçları birbirine benziyormuş gibi algılıyorum hatta!

Bu yüzden de “Otur evladım, sıfır!” diyesim geliyor kendi kendime!

Hadi bu soruyu geçtim, sayın doktorum, daha basit bir şey sorunuz. Mesela deyiniz ki “Türkiye Cumhuriyeti’nde kaç il var?” Soğuk terler döker bu soruya da cevap veremem, üzgünüm. 

İnsan ülkesinde kaç vilayet olduğunu bilmez mi?  Bilmezmiş işte! Şimdi kem küm eder 81 mi 82 mi afallar kalırım. Gerçekten emin değilim! Utancımdan yerin dibine girsem müstahak bana! Halbuki ilkokuldayken öyle miydi? “Ülkemizdeki il sayısı 67 tabii ki” der, “son ilimiz  Zonguldaktır” diye de bütün çocuksu çok bilmişliğimle cevabı “şıp” diye yapıştırırdım! Çünkü biz çocukken harf sırasına göre giderdi iller. Basit bir düzen vardı yani. Şimdi 78 mi Düzce, yoksa 81 mi gerçekten de bilmiyorum. Zonguldak’tan sonra niye Düzce gelsin ki zaten… D harfi Z’den önce değil mi?

Cehaletim bunlarla kalsa yine iyi. Çok şeyi bilmez oldum. Mesela kaç tane bakan var onu da tam bilmiyorum. Çevre ve şehircilik bakanlığı ne iş yapar deseniz susar kalırım! Çevreyi mi korur, yoksa şehirlere dikey uzun  binalar mı diker hiçbir fikrim yok inanın. Dedim ya kendimi aşırı aşırı cahil hissediyorum.

Gittikçe hayatın kendisi havuz problemlerine mi benzemeye başladı, yoksa  ben mi şaşkınlaştım? İşte bu soru da cevapsız kalıyor. Bir yanda musluklar var gürül gürül akıyor, diğer yanda giderler var, suyu göz göre göre boşaltıyor. Eskiden olsa orantı falan kurup bir şekilde havuzun dolduğunu ispatlayabilirdim size. Oysa şimdilerde sadece havuzun boşalmasını seyrediyorum tüm cahilliğimle!

Aman doktor, yaman doktor, ne olur derdime bir çare!

Devamını Oku

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Aman Doktor Derdime Bir Çare - 1

Sayın ve çok sevgili ve de çok saygıdeğer doktorum!


Lütfen bana yardım elinizi uzatınız artık!

 Evet biliyorum, ben de suçluyum. Size bu yaşadığım durumu anlatmakta çok geç kaldım. Ama sorun bakalım niye geç kaldım! Evet tam da tahmin ettiğiniz üzere, başlarda vurdumduymaz davrandım. “Aman ya geçer gider, neler geçmedi ki” dedim.

 Sıradan faniler gibi bu sorunu küçümsedim. Ne de olsa burnum bile akmıyordu. İnsanın burnu  bile akmıyorsa ortada sorun morun olmazdı elbette!  Ve sıradanlık sırasında ortalardaki vasat yerimi böylece almış oldum. Nereden bilebilirdim ki! 

 Sonraları bir süre sanki sorunum yokmuş gibi davrandım. Başka şeylerle kendimi oyalamayı denedim. Böyle böyle derken bir de bakmışım ki bir arpadan daha uzun yol gitmişim. İş işten geçmek için çoktan kendi köprülerini kurmuş bile. Evet suçum büyük. İyi de benim suçumun büyük olması sizin de derdime çare bulmayı ötelemenizi gerektirmez ki!



Biliyorsunuz, geçenlerde bütün cesaretimi toplayıp size geldim. Siz ne yaptınız! 

 “ Böyle dert mi olur, hadi git!” diye beni kovdunuz. 

Tamam tamam o kadar da kaba değildiniz, kendi arzu ve irademle geri geri gitmemi sağladınız. Geri geri giderken ayağım kendi topuk dikenlerime takılayazdı, ben tabii ki düşeyazdım, en sonunda  da dayanamadım bunları yazdım.

Sevgili canım doktorum, madem beni bireysel olarak artık dinlememe kararı aldınız, ben de burada eskilerin tabiriyle “umuma açık” bir mektup yazmayı kendimde hak görüyorum. Lütfen hiç ama hiç kusura bakmayınız.

Evet doktorcuğum burada tekrar ilan ediyorum büyük sorunumu:


 “Kendimi çok ama çok cahil hissediyorum!”

N'olursunuz derdime bir çare…




Görsel: https://www.bigstockphoto.com/tr/image-76757804/stock-photo-scared-ostrich-burying-head-in-sand-near-standing-high-voltage-wooden-signboard


Devamını Oku

7 Eylül 2014 Pazar

Bu pazar eğlenceli yazamadım üzgünüm!

Bu yazı keyifli bir pazar yazısı değil maalesef, baştan söyleyeyim de aman sakın okuduktan sonra pişman olmayın!

Ben de isterdim pazar kahvesine eşlik edecek, yüzlerde gülümseme bırakabilecek kıvamda tatlı bir yazı yazmayı ama üzgünüm. “Burası Türkiye!” dedirtmek için ısrarla insanın gözüne gözüne sokuyorlar bütün cahilliklerini, bir de “bu toprakların yazgısı karadır, bu toprakların insanı acılıdır” türküsü tutturmuşlar ki fonda...

Hayır efendim, yazgı değil cehalet bütün bunların nedeni!

Cehalet ve aç gözlülük bir araya gelince ortaya çıkan tablonun rengi kara!

İşçilerin alnındaki sadece kömür karası,toz karası, ter karası, kara vicdanlıların yürekleri ise katran karası!



İşte en taze bilgi, dün eski Galatasaray stadyumunun yerine dikilen iğrenç gökdelen inşaatında asansör yere çakıldı ve 14. kattan düşen 10 işçi hayatını kaybetti! Olay yerine ambulanstan önce çevik kuvvetin gitmesi, asansörün bakımını yaptırmayan inşaat şirketi sahibinin Türkiye'nin en zenginlerinden olması, şehrin orta yerine, tam da şahane bir şehir parkı olabilecek yere dikilen bu rezidans zırvalığının saçmalığı, her geçen gün basit önlemler alınmadığı için yaşanan işçi ölümleri, göçen üst geçitin altında kalıp can verenler, bakımsız belediye otobüslerinin yaptığı kazalarda bacağı kopanlar, “yaşam odası aslında vardı da biz söktüydük, daha güzelini yapacaktık!” diye milyonlarca insana utanmadan yalan söyleyen maden sahipleri ve o madenlerde yaşanan göçükler, canını yitiren yüzlerce insan, tarım ve hayvancılık yok edildiği için o tehlikeli madenlere torpille girmek zorunda bırakılan işçiler, çocuğuna yemek yedirebilmek için o tehlikeli maden kapatılmasın diye dua eden gözü yaşlı anneler!

Bu aklıma gelenler, insan hayatına verdiğimiz değerin örnekleriydi. Bazılarının ısrarla önemsemediği, oysa nefes almamızı sağlayan, bize su veren, bize ekmek ve aş veren doğaya verdiğimiz değer ise çok çok daha içler acısı... 

Doğa denen canlıyı bağırta bağırta, işkence ede ede öldüren de yine bizim topraklarımızda yaşayan, gözlerini para hırsı bürümüş kara vicdanlı insan müsveddeleri!

Hüseyin Avni Paşa Korusu'nda yangın(!) çıktıktan sonra bütün ağaçlar kesilip oraya 10 tane ev yapılacağının açığa çıkması, Validebağ korusunun hiç acımadan beton dökülüp otopark yapılmaya çalışılması, İstanbul'da susuzluk ve kuraklık tehlikesinin kapıya dayandığı herkesçe biliniyor olmasına rağmen, şehrin tek nefes alma yeri olan kuzey ormanlarının ranta kurban edilmesi, şehrin gittikçe daha da griye bürünmesi, yol yapmak için binlerce ağacın acımadan kesilmesi, zeytinliklerde madencilik yapma yetkisini onaylayan yasalar, en yeşil en güzel yerlere dikilmeye çalışılan elektrik santralleri, teknoloji devi Japonya'nın bile önleyemediği kazalarla gündeme gelen nükleer santral çılgınlığına kapılan çılgın proje çılgını(!) yöneticilerin aymazlığı, gittikçe yükselen iğrenç şehirler inşa edilmesi, yok olan dünya kaynaklarına aldırmadan çok çocuğa yapılan teşvikler, sit alanlarının hunharca inşaat alanlarına çevrilmesi...

Haydi yazalım bir pazar yazısı, diyelim ki şöyle dünya deviyiz, böyle yükselen değeriz, bizi kıskananlar çatlasın diyelim! 



Cehaletin, vurdumduymazlığın, “bize bir şey olmaz abi ya!” soytarılığının bu kadarına artık cidden tahammül edemiyorum!

İtiraf ediyorum:

Kral çıplak dostlar, açık ve net bu; kral çırılçıplak aramızda dolaşıyor! 

10 işçinin katledildiği o inşaat bir süre sonra kaldığı yerden devam edecek, adamlara göstermelik para cezası verilecek, sonra bütün bunlar unutulacak ve tarih tekerrür edecek!

Üçüncü dünya ülkelerine yaraşır bu vehametler devam ettiği sürece ne derseniz deyin benim gördüğüm şudur:

Kendimizi kandırmayalım, Ortadoğulu cahil bir toplumuz, Avrupa kafasında asla değiliz, insana ve doğaya verdiğimiz değeri çok değil sadece bir hafta gazete manşetlerini okuyarak yorumlayabilirsiniz rahatça!

Diyorum işte, kral çırılçıplak aramızda dolaşıyor!


NOT: Bu yazıyı sonlandıracak iyi bir sözcük bulamadım, "sevgiyle kalın" olmaz, " mutlu pazarlar" olmaz, "görüşürüz" olmaz. Anlatması bu kadar zorken, ya birebir yaşayanlar ne yapsın?











Devamını Oku