arabesk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arabesk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2025 Cuma

Dün, Ferdi Tayfur Şarkısı Eklemiştim Bloga...

Dünkü yazıma son anda bir şarkı eklemek istedim. Bu şarkı da hiç dinleme alışkanlığımın olmadığı Ferdi Tayfur’a aitti. Kendime ben bile şaşırdım aslında.

Şarkının adı “Çiçekler açsın, Böcekler Ötsün” Belki de rahmetlinin en neşeli şarkısıdır. Rahmetli diyorum; çünkü dün ben o şarkıyı eklerken yazıya, belki de tam o saatlerde Ferdi Tayfur bu dünyadan göçmüş... Akşam haberlerde öğrenince biraz ürperdim açıkçası bu denk gelişe. Bazen böyle olur bana. Bir şeyleri hissederim ama yorumlayamam, yorumlasam zaten başka biri olurdum. Ama psişik bir tarafım olduğu kesin.

Müslüm’ün bir iki şarkısını, özellikle de son dönemlerdeki şarkılarından bir iki tanesini sever kırk yılda bir de olsa, efkârlanınca açar dinlerim. Teoman şarkılarını güzel söyler. Filmini, özellikle Timuçin Esen’in şahane oyunculuğunu severek izlemiştim. Ama açıp da bir Ferdi Tayfur şarkısı dinledim desem yalan olur. Bir dönem barlarda gitar ile modernize edilmiş Orhan Gencebay şarkıları çok moda olmuştu. O zaman da sevmedim. Arabeski hiç sevmedim; ama Türkiye’de yaşadığım için elbette bu şarkılara çok maruz kaldım. Bir dönem dolmuşlarda, şehirlerarası otobüslerde ne çok çalınırdı bu şarkılar. Hep hüzün, hep çaresizlik, hep ezilmişlik...

Şimdilerde acılı arabeskin yerini acılı rap aldı bence.

Çocukluğumda ablalarım Ferdi Tayfur’u çok severlerdi. O zamanlar sanırım Orhancı Ferdici diye arabesk fraksiyonları vardı. Orhan bence biraz daha şehirlilere, sanki biraz daha zenginlere hitap ediyordu. Ferdi halka, kasabalara daha yakındı; çok daha acılıydı. Müslüm bizim oralara pek uğramadı. Sonrası çorap söküğü gibi zaten. Acıların Kadını Bergen, boynu bükük Küçük Emrah, inşaat işçisi İbo, ardından küçük şarkıcılar modası, Küçük Ceylan…

Ne ağlattılar yurdum insanını… Ağlamak isteyenlere organik türkülerimiz, bozlaklarımız, uzun havalarımız vardı oysa… Arabesk ile âdeta beyinler uyuşturuldu o dönemlerde. Bir taraftan da ülkemize serbest piyasa hızla girdi, gelir adaletsizliği arttı. Arabesk şarkıların yükselişiyle birlikte adeta hayatımız da arabesk bir çamura bulandı.

Çocukken, kasabamızdaki sinemaya Ferdi Tayfur filmine beni de götürdüklerini hayal meyal anımsıyorum. Sinemadan çıkarken herkesin ağlamaktan gözlerinin kıpkırmızı olduğunu da... Filmde ya âşıklar kavuşamamıştır ya birileri ölmüştür ya çok fakirlerdir… Elbette fonda acılı arabesk şarkılar… O dönemlerde arabesk şarkıcıların hemen hemen hepsi film de çevirirdi. Daha doğrusu şarkılara film yazılırdı. Bu filmlerde hayatın zaten acımasız olduğu, bu hayatta eşitliğin ve adaletin asla olmadığı, ne kadar çabalasan da kaderine razı gelmen gerektiği işlenirdi bilinçaltlarına. Bana kalırsa; seksen sonrası gençlik hak aramasın, baş kaldırmasın diye piyasaya sürülmüş bir türdür acılı arabesk.

Eski iki katlı evimizde ablamla kaldığım odada Ferdi Tayfur posteri asılıydı, anımsıyorum. Hatta eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, o ev apartman furyası zamanında yıkılırken riske girip yıkıntılar arasından o posteri çıkarmıştı ve yeni eve de asmıştı ablam.

Türkiye’nin genetik kodlarıyla oynandığı dönemler… Şahane türkülerimizin yerini alan “acılı arabesk” ile yavaş yavaş sancılı bir topluma dönüştürüldük. Ezilmişiz, hayat zaten bize gülmemiş, kaderimiz böyleymiş, değiştiremiyoruz madem batsın bu dünya, ben zaten her acının tiryakisi olmuşum ile kabulleniş… 

Acılı arabesk sonrasında biraz daha yumuşatılmış piyanist şantör döneminden etkilendim ben. Lise yıllarımda ablamların yeni favorisi olan Ümit Besen’i severdim. Ruhumun arabesk kodları Ümit Besen’e daha yatkındı demek ki. Neyse ki üniversiteye İzmir’e gittiğim yıl Zülfü Livaneli, Yeni Türkü, Grup Yorum ve o zamanlar “özgün müzik” denilen tür ve elbette türküler girdi hayatıma da, arabesk yolculuğum piyanist şantörlerle sınırlı kaldı ve çabuk bitti.

Hatta burnumuz öyle havadaydı ki o zamanlar; Ahmet Kaya’yı arabesk söylediği için sevmezdik. O derece nefret ederdik arabeskten ve tınılarından...  Şanslıymışım diyorum. Eğer o arabesk furyasına kapılıp gitseydim ne düştüğümde ayağa kalkabilir ne hayatıma yön verebilir ne de bugünkü kişiliğime kavuşabilirdim.

Hâlâ şaşkınım; dün hayatımda ilk kez bir yazıma Ferdi Tayfur Şarkısı ekledim ve Ferdi Tayfur aynı gün öldü…Bu da kayıtlara böyle geçsin sevgili günlük. 

 Her ne kadar bende bir izi olmasa da ruhu huzur bulsun Ferdi Tayfur’un… Sevenlerine baş sağlığı diliyorum...


Devamını Oku

7 Mayıs 2016 Cumartesi

İçim şişti; nasıl kutlayayım anneler gününüzü!

Yeşilçam'ın aile filmlerini neden severiz hiç düşündünüz mü? Bence ailenin kötü adamının çoğunlukla Hulusi Kentmen olmasının etkisi büyük... Hulusi Kentmen tatlı serttir. Bazen acımasız bir patron olarak karşımıza çıkar ve filmin sonunda işçilerin haklı olduğunu kabul eder. Bazen de kızını fakir Tarık Akan'la evlendirmek istemeyen zengin ve sert bir babadır. Filmin sonunda fakir Tarık Akan'ın babası olan Münir Özkul'un onurlu tavrından etkilenir, ya da kucağına tutuşturulan torununun gülümsemesine dayanamayıp hemen yumuşar. Biz izleyiciler de göz yaşları içinde gülümseriz bu mutluluk sahnesini izlerken. Hem ağlarız, hem seviniriz. Hulusi Kentmen'e baştan kızarız, ama o kadar tonton ve iyi kalplidir ki, kızgınlığımız çabuk geçer. Sevgi her zaman galip gelir bu filmlerde, dürüstlük ve onur, en yüce kavramlar olarak işlenir bilinçaltlarımıza.


Artık böyle filmler yapılmıyor maalesef. Ya bir entrikacı kadın var ailenin içinde, ya herkes birbirinin ardından dolap çeviriyor, ya da sevgiye hiç yer yok. Tıpkı kirlenen zamanlarımız gibi! Tıpkı kirlenen politik dünyamız gibi...

Şimdilerde yüzler asık, karamsarlık had safhada. Espri yapmak imkansız hale geldi. Televizyonlarda çok kanal var ama, gülemiyoruz! Ne demiş şair:

“Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir...”

Resim yazısı ekle
Halkın gülme standartları da değişti. Bir kısmı evlendirme programlarını izleyip gülüyor, bir kısmı “futbol yorumu” adı altında yapılan kepazeliklere gülüyor. Bir kısmı da düğün-dernek serisi, Osman Pazarlama, Recep İvedik serisi gibi şeylere gülüyor. Eskiden bu ülkede politik mizah diye bir tarz vardı. Bir nesil, rahmetli Levent Kırca'nın "Olacak O kadar Televizyonu" programıyla güncel olaylara farklı bakabildi. Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın “Yasaklar” adlı muhteşem kabareleri vardı mesela; bugün bile hâlâ güncelliğini koruyan nefis taşlamalardı.


Artık böyle şeyler yok! Artık ayda 400 bin lira karşılığında göz süzen ve başkalarının giyim kuşamını aşağılayan nurellalar var bu ülkede!  Bekeme mutfaktan yayılan bayat esprileri de unutmamak lazım!



Bir de turşuda kullanılan bir çeşit salatalığı andıran ismiyle eğlence dünyasına yön veren kişiler var. Neye üzülüyorum biliyor musunuz; bunlar olsun olmasına da, azıcık daha üst entelektüel bakış açısına sahip sanatsal içerikler de olabilseydi keşke!



Yarın anneler günü ya, her yerde indirim var! Ne bileyim, keşke  akılları zorlayan saçmalıklarda da indirim olabilseydi! Yani demem o ki, keşke toplum olarak düzeysizleşme hızında da indirim yaşasaydık! Bir gün bile yeterdi; yine şair geldi aklıma;

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler...”



Beyaz deyince söylemeden geçemeyeceğim. Dün akşam öylesine Beyaz'a bakıyordum televizyonda. Arabesk müzikten büyük bir övgüyle söz ediyordu. Türkücü Zara, arabesk albüm çıkarmış; bir zamanlar Neşet Ertaş türküleri söyleyen Zara'nın ikinci arabesk albümüymüş bu! Dedi ki Beyaz: “Artık pop falan değil, en çok satan müzik arabesk” ve alkış koptu. Zara'nın sesinin bu kadar çirkin olduğunu hiç bilmiyordum!


Çok karıştı konu farkındayım, ama içim şiştim ne yapayım! Açıkçası yarınki anneler gününüzü nasıl kutlayacağımı pek de bilemiyorum. Böyle bir ortamda anne olanlara saygım iki kat artıyor, umarım istedikleri gibi çocuklar yetiştirip mutlu bir geleceğin inşasına katkı sunarlar.

Bir yol vardır elbette bu kara bulutlardan kurtulmak için; ama ben şu an kestiremiyorum ne olduğunu. Sadece tonton Hulusi amcamızın sıcak sevgisi sarmalasın hepimizi diyorum, sıcacık mutluluklar yayan filmlerde buluşuruz elbette birgün...

not: bütün görseller web'den alıntıdır. 
Devamını Oku