kara mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kara mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2025 Cumartesi

Yeni Süper Kahramanı takdimimdir: BUTMEN!

Ne kadar güzel bir ülkeyiz, her gün “bu yaşıma geldim ama ilk kez duyuyorum” dediğimiz şeyleri öğreniyoruz

Evet yeni gündemimiz; BUTLAN!

Yani gerçek dünyada olmuş olan şeyleri “şartlar gereği” olmamış kabul etmek…

Tabii ki bunun hukuki gerekçeleri var; mesela aklî dengesi bozuk biri evlendiyse bu butlan olabilir gibi… Ama kim takar hukuku!

İstersek sihirli değnek yerine koyabiliriz BUTLAN’ı…

Hayal bu ya!

Alıyorum elime BUTLAN asâsını; dokunuyorum bir şeylere, hoop geri gidiyor. Mesela zeytinyağlı dolma yapıyorum diyelim; tadına bakıyorum;

 “ııhh, hiç olmamış, karabiberi az bu dolmanın…” 

Ama kolayı var; alıyorum elime BUTLAN değneğimi,

“Abros kadabroz, dolmalar sarılmamışoz… “

diyorum, bir ışık hüzmesi görünüyor ve hooop yaprakların salamura, pirinçlerin suda bekleme anına geri dönüyorum… Butlandan önce neyi beğenmemiştim? Karabiberi… Hoop yeniden yapıyorum içi, bol karabiberli… N’oluyo şimdi? Beceriksizliğimi ört bas ediyorum. Dolmayı güzel yapamamıştım, evdekilerin “Iyykk ! Bu ne biçim dolma tatsız tutsuz!!” eleştirilerini mi çekeceğim? Ne münasebet! Alıyorum BUTLAN değneğimi, hoop sil baştan geriye dönüyorum…

Acayip tatlı bi şeymiş bu BUTLAN yahu!

Her şeye kullanabilirsiniz, hayal gücünüze kalmış…

Mesela işletme okudunuz, okul bitti iş yok! N’apcaksınız? Tabii ki BUTLAN’dan yardım alacaksınız! Bir dokunacaksınız, hoop hiç işletme okumamış gibi sıfırdan arkası sağlam tüccar oluvereceksiniz!

Tam tersi de olabilir! Okul müdürünüzü sevmiyor musunuz? Gelsin BUTLAN! Bir dokunup adamın diplomasını hiç olmamış gibi elinden alabilir ve kendisini müdür koltuğundan kaldırıp tuvalet temizliğine gönderebilirsiniz…!

Aslında var ya çok güzel bir şey aklıma geldi. Biz bu BUTLAN’ı  simülasyon makinesi gibi kullansak ya! Deneme tahtası gibi yani; yapacaksın, risk almayacaksın...Diyelim ki birine kızdık, gidip ona kötülük yapıp hıncımızı alalım; sonra gelsin BUTLAN! Hıncımızı aldık mı? Aldık! Dövdük mü? Dövdük… Hoop BUTLAN’ı bi dokundururuz, sanki karşı tarafı dövmemişiz gibi kaldığımız yerden devam edebiliriz. Sen sağ, ben selamet!! Risk yok yaw, istediğini yap sütten çıkmış ak kaşık ol! Tertemiz, şıpın işi hayatın olur! 

Ya düşünsenize, gıcık olduğunuz sınıf arkadaşınız çalışmış, çabalamış sizin hayalinizdeki şirkette mevki sahibi olmuş. Siz de çabalamak yerine O’nu kıskandığınız için kenarda sinsi sinsi bir ayağı takılsa da düşse diye beklerken, bir bakıyorsunuz o da ne? Elinizde parıl parıl BUTLAN sihirli değneği! Bir dokunuyorsunuz! Hoop o gıcık okul arkadaşınızın ne başarısı kalmış ne de mevkisi!! Yaşasın kötülük diye naralar atarak nasıl da mutlu olursunuz değil mi!

Buradan bütün film yapımcılarına sesleniyorum. Onların Süperman’i varsa bizim de “BUTMEN” ‘imiz neden olmasın! Bir âsa olacak elinde, dokunduğunu  hiç olmamış gibi yapacak!  Yedin yedin şişmanladın mı? Hiç dert etme! Butmen gelir, o koca göbeğini hoop  bir dokunuşla ipincecik haline geri döndürüverir.  Bakın yerli ve milli süper kahraman filmi için ne güzel spoiler verdim size; telif falan da istemiyorum, değerimi bilin… 


Alın bu da alternatif pembiş kahraman; BUTMEN'in arkadaşı: Adı BUTLAN, soyadı Kelebek... Hizmette ve hayallerde sınır yok görüyorsunuz! Değerimi bilin ey yapımcılar...



Biz şimdi böyle konuşuyoruz ya! Çocuklar da duyuyor tabii. Sen bizim komşunun oğlu, arkasından konuşmak gibi olmasın biraz da yeşil erik beyinli bir oğlan kendisi; bütün sınavlardan kalıyor ama gidiyor müdüre şikâyet ediyor öğretmeni… Neymiş öğretmeni bu oğlanı sevmiyor diye sınav kağıdını yanlış okuyormuş! “BUTLAN haktır!” hocam deyip bütün sınavları iptal ettiriyor! Tekrar sınav yapıyorlar mecbur; bu oğlan söylemesi ayıp az portakal kafalı ama biraz da kurnaz! Hazırlıyor kopyaları! Sonra n’oluyor biliyor musunuz? Bu mandalina kabuğu beyinli oğlan okul birincisi oluyor iyi mi!

Yani işte BUTLAN’ın hikmeti bütün bunlar, ne diyeceksin!

Çünkü biz;

“Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu…” cümlesini anlayabilen, olmamış şeyleri kızılötesi ışınlar yayan gözlerimizle görebilen bir toplumuz. Dolayısıyla sözün özü şudur ki; 

“Şalgamınan turbunan olmasa da butlanılan bir şeyler oluyor netekim memlekette…” 

Devamını Oku

13 Kasım 2024 Çarşamba

Elektronik Oy Nedir Lo?

Sözümüz meclisten dışarı. Efenim teşbihte hata olmaz, rivayet bu ya; adı bilinmez bir ülkenin adı bilinmez köyündeyiz. Bir telaş, bir telaş… Çünkü köye elektronik oy verme sistemi gelmiştir.

—Hadi yegen lo, oy vermeye gidah!

—Gitmeye gerek yoh babo. Açiirsin cep telefonini, bi uygulama vardir, adı “Beni Seç”.

 O uygulamayı indiriyırsın gogle playerden. Oraya giriyırsın adini soyadini, oyunu veriırsın.

—Benim telefon eskidir, internet denen şey bende yohtir.

—Emmi sen hiç merak etmeyesin, biz senin yerine oyu verirık. Sen bize partini söyle, sonra da ver kafa kaadını, gerisine garışma!

—Hay Allah razi olsin yegen.

—Senin anangilin cep telefoni vardir?

—Yohtir oglim, ne gezer cep telefoni, okuma yazmalari da yohtir bizim köydeki gadinların!

—Eskiden nasil veriylerdi oylarini anangil?

—Gotüriydik okula, gösteriydik partimizin resmini, ona basiyirlerdi mühuri. Golay oliyidi, şincik bu uygulama ney nasil yapaciyik?

—Sen merak etme emmi, ver kafa kaadını Hatçe Deyzenin, evdeki öbür kadınların. Biz onların oylarını da hallederik.

—Hay Allah senden razı olsun yigenim!

—Lafı olmaz emmi, vatan için yaparıh elimizden ne gelirse…


**************************

 Köyde bunlar olup biterken aynı ülkenin büyük şehrini görürüz. Rezidanslarından birinde duman altı bir ortam... Etrafta pek çok ekran, mavi kodlar akıyor … İki cin bakışlı genç konuşmaktadır:

—Ooolumm yırttık! İki partiden teklif geldi bile şimdiden. Mikro düzeyde çalışacağız. Göze batmadan. Mahalle mahalle yapacağız işi. Her mahallede yüzde sıfır nokta beş indiragandi… Anladın sen! Zenginiz oolumm!

—Hangi partiye çalışacağız?

—Sorduğun da laf mı, kim çok verirse ona çalışırız; kapişş!

 **************************

Bütün bunlar bir ülkede olup biterken, Çinliler uzay malzeme bilimi, uzay tıbbı gibi konularda bilimsel araştırmalar yapmak üzere insanlı uzay aracını fırlatıyordu. 

Japonya, Ay’a yumuşak iniş yapan beşinci ülke unvanını alıyordu.

 Hindistan ise çoktan Ay'a inen dördüncü ülke olmuştu...

Kapişşş


Devamını Oku

5 Kasım 2024 Salı

Kayyumcu Geldi Haanımmm!

Öncelikle belirtmek isterim ki TDK Kayyum sözcüğünü geçen sene Kayyım olarak güncellemiş, ben eski kullanımı tercih ediyorum. Daha oturaklı bence eskisi, dolu dolu çıkıyor ağızdan!

 "KAYYUM" deyince bir ürperti geliyor; şöyle üstünü başını, duruşunu falan düzeltme ihtiyacı hissediyor insan!

Malumunuz son günlerde kayyum ile yatıyoruz kayyum ile kalkıyoruz. Bu kelime âdeta ekmek gibi, su gibi hayatımızın bir parçası haline geldi.  Madem hal böyle; ben de yetkim olsa nerelere kayyum atardım diye kendi kendime düşündüm efendim. İşte önerilerim:

1-     Altın Günlerine Kayyum Atansın!

Altın fiyatları almış başını gitmişken, hâlâ bu toplantıların yapılabildiği bütün evlere kayyum atansın efendim. Pazar parasından artırarak çeyrek altın mı alınırmış! Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Madem çeyrek altınla gün yapılıyor; kayyum gelsin vergi alsın o altınlardan! Bir de efendim, altının verileceği kişi belirlenirken hile mi yapılıyor ne oluyor? Ak koyun kara koyun ortaya çıksın! Kura çekilirken kim bilir hangi dolapları çeviriyor kurnaz Şaziye’ler! Olmaz efendim, olabilemez! Güncü teyzelere kayyum şart!

2-     Ölçüsüz Yemek Tarifi Veren Kadınların Yerine Kayyum Atansın

Bu konudan aşırı rahatsızım Hakim Bey! Yok göz kararı tuz, yok aldığı kadar un, yok bir çimdik şeker! Bu ne karmaşa! Kurabiye tarifi gibi hayat memat meselesi konularda bu kadar da lâkayıtlık olur mu? Bir düzen, bir standart şart. Yemek tarifi veren bütün kadınları düzene sokacak bir kayyum atanmalı. Bu kayyum, kendi damak tadına göre bütün tarifleri değiştirmeli. Bizler, bu vatanın yiyicileri, yanlış anlaşılmasın, yani yemek yiyicileri olarak atanacak kayyumların damak tatlarına ve sunacakları yeni reçetelere elbette güveniyoruz…

3-     3/A Sınıfı Başkanının Yerine Kayyum Atansın

Yazık değil mi bu 3A’ya, ne çektiler sınıf başkanından! Tahtaya “Konuşanlar” diye hep aynı isimleri yazıyor. Gıcık olduğu Pelin başta, ikinci sırada âşık olduğu ama kendisine yüz vermeyen Milka, ay pardon bu çikolata ismi miydi, neyse işte O; üçüncü sırada bilek yarışında bükemediği Ekremettin! Değişsin efendim bu sınıf başkanı… Üstelik annesi okul aile birliği başkanı diye hep bu çocuğu seçiyor öğretmen… Demokrasi ve adalet gelsin 3 A’ya!

4-     Karga Severler Derneği Başkanı Yerine Kayyum Atansın

Karga Severler Derneği bir ayrımcılık, bir nifak yuvasıdır efendim. Kargalara yapılan bu ayrımcılık; ülkemizdeki güvercin olsun, serçe olsun, kanarya olsun, martı olsun diğer tüm kuş türlerini incitmektedir. Bu derneğe acilen kayyum atanmalı ve derneğin ismi de “Uçanları Sevenler Derneği” olarak değiştirilmelidir. Memleketimizde böyle kin, nifak odağı olan, ayrımcılık yapmayı kışkırtan şeyleri istemiyorum ben efendim. Şahsen yani, şahsım ile yani, biz istemiyoruz!

5-    Maç Sonuçlarına Kayyum Atansın

Ben sevmiyorum ama futbol severler adına çok üzülüyorum. Ne o öyle bir buçuk saat maç seyrediyorlar, atılan gol sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bence bütün maçlara kayyum atansın. Skorlar 3-2, 0-0, 4-1 falan yerine 30-20, 10-10, 40-10 şeklinde düzeltilsin. İnsanlar azıcık mutlu olsunlar, bütün maç sonuçlarına birer sıfır ekleyecek bir “babayiğit” kayyum yok mu bu ülkede! Maksat illüzyonu büyütmek, vatandaşın mutlu olmasını sağlamak değil mi ama!

 Varsa güzel KAYYUM önerileriniz, çekinmeyin yazın efendim… Vatana millete hayırlı olsun şimdiden…

“Kayyumlardan bir yar gelir bizlereeee, tey tey tey diye halay çekerek giderim" derken aklıma geldi. Tabi ya, halay başlarının yerine de kayyum atansın. Halaylara da bir çeki düzen vermek şart efendim… Ne o öyle ayaklar başka yere, kafalar başka yere gidiyor!  Hatta halay başları bence emekli albaylardan seçilsin…

Ayy, birisi beni durdursun;  kendimin yerine de kayyum atayacağım neredeyse…


Kayyumcu geldi haanımmm! Şıpın işi kanatları vaaar, rengârenk kayyum kuşları bunlaaar, seç beğen all haanım, son kayyumlar bunlar, kapanın elini gagalayan cinstenn!


Devamını Oku

14 Haziran 2024 Cuma

Bilinmeyen Uçuk Kaçık Ülkede Uçuk Kaçık Vergiler

İnsanlar toplanmış ortada bir yerde. Kral halka hitap ediyor. Mikrofon var, bilgisayar her şey var ama nedense insanlar tekpâre, yani herhangi bir zamana aitmiş gibi durmayan, dolama gibi, dikişsiz, uzay çağında gibi ama minimalist, evet tekpâre (bu kelimeyi de ben uydurmuş olabilirim) giysiler içinde. Etraf toz duman… Geçmişte miyiz, gelecekte miyiz hiç belli değil. Burası hangi ülke, bu konuşulan dil nece kimse bilmiyor. Neyse ki yapay zekâ diye bir şey var da bu garip dili size çevirebiliyorum, bu iyiliğimi de hiç unutmayın olur mu? Unutursanız da merak etmeyin, çıkarlarım için kullanmak üzere heybeme atarım ben.

 Hazır mısınız? Hadi gelin o halde krala kulak verelim, bakalım ne diyor:


Dostlar, Romalılar, İçimizdeki İrlandalılar, Dışımızdaki O Gözü Çıkasıca Dış Mihraklar!

Öncelikle hepinizi sevgi, saygı ve hürmetle selamlıyorum. Ne o şaşırmış gibisiniz bu hitabıma! E normaldir; şaşırmasaydınız asıl ben şaşırırdım! Çünkü hepinizi sevgi, saygı ve hürmetle selamlamanın içimden gelen bir şey olmadığını gayet iyi biliyorsunuz. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan bu günlerde…

Yani diyorum ki, bu gittiğimiz yol bir köprüdür ve sizler kadın erkek fark etmeden hepiciğiniz benim dayılarım sayılırsınız. Önceden belirtmeliyim kiii, bu hitabımı eski dünyadan Türklere ait bir atasözüne benzetmeye çalışanlar, milletine kast eden kızıl teröristlerdir! Mavi ve yeşil teröristlere her ne kadar tolerans göstersek de, kızıl teröristlerin kökünü kazımak, siz sevgili tebaamıza verdiğimiz söz gereği boynumuzun borcudur.


Kral yanında hazırolda bekleyen şaklaban korumanın kulağına eğiliyor:

“Riçırd, şuradan bir bardak şey getir oğlum, dilim damağım kurudu, ne kadar uzun yazmışsınız bu yazıyı. Bu kadar sevgi pıtırcığı olmaya gerek var mıydı? Direkt salsaydık vergi memurlarını…”

“Ama efendim biliyorsunuz ki bu işler biraz da sevdirerek yapılmazsa şey olur, yani şey…”

“Kes tatavayı, şeyi getir…”

Bu sırada mikrofonun açık unutulması ve halkın arasındaki homurdanma, kralın elbette umurunda olmuyor ve “zorunlu” söylevine kaldığı yerden devam ediyor:

 Bizler biliriz ki, bazı kral atalarımız da köprüden geçerken karşılarına çıkan halkına “bir dayı sıcaklığı” ile yaklaşmışlardır.

Doğru oturup eğri konuşmak gerekirsee, içinizden bazılarınız bana her ne kadar bayılmasa da “Sevgili Dayıcığım” diye hitap etmelerinden asla ve kat’a başka bir anlam çıkarmayacağıma emin olabilirsiniz.

Evet Sevgili Tebaam,

İçinde bulunduğumuz zor durumdan çıkabilmek için pilavınızdan çıkan kurttan bile vergi almak zorunda olduğumuzu, sizler de görüyorsunuz. Size daha iyi hizmet verebilmek içün ve de devletimizin bekâsı içün, bazı ek vergiler getirmek zorundayız. Ben şimdi bunları alt alta söylerken, “katılımcı demokrasinin” gereği siz sevgili tebaamın da yeni vergi önerilerinizi değerlendirmekten mutluluk duyacağımı bilmenizi isterim. Bizler, ileri demokrasi ile yönetilen, bizim galaksimiz dışında komşu galaksilerde de parmak ucuyla gösterilen ve örnek alınan yüce bir devletiz. Elbette tebaamızın vermek isteyeceği ilave vergileri alıp kabul etme fedakârlığını da göstereceğiz.

Bu sırada nedenini anlamlandıramadığım bir alkış tufanı kopuyor dinleyicilerden.

“Riçırd, her söylediğim yeni vergiden sonra davullar çalsın, halk sevinsin diye soytarılar takla atarak göbek atsın, hadi oğlum…”

“Tamam babacığım, şey pardon haşmetmaap..” Kral devam ediyor:

İşte bütün devletlerin örnek alacağı yeni vergilerimiz şunlardır:

Bu sırada davullar güm güm güm; soytarılar cumburlop ve halktan yükselen ses:

“Yaşa varol canımız kralımız, bravooo…”

1-     Başka ülkelere gitmek isteyenlerden alınan 150 ÇP’yi 1.500.000 ÇP’ye çıkartıyoruz. Böylece dış mihraklara özenen tebaanın zırt pırt dışarıya çıkışını engellemiş olacağız. Gücü yeten tüccarlar elbette gidebilir, biz özgür bir devletiz neticede. Görüyorsunuz, bu vergiler sadece para toplamak için değil, aynı zamanda milli hassasiyetler için de gereklidir.

Bu sırada Riçırd’ın kulağına yine eğiliyor kral. Bu sefer mikrofon açık değil ama ben sizin için dudak okuyarak ne dediğini anlamaya çalışıyorum, değerimi bilin.

 Diyor ki, “Riçırd” diyor, “Niye ebleh ebleh bakıyor bunlar oğlum” diyor. “ÇP’nin bizim para birimimiz ÇÖP’ün kısaltması olduğundan haberleri mi yok” diyor. Riçırd mesanesi sıkışmış gibi kıvranarak bir şeyler söylüyor ama ağzını kapattığı için anlayamıyorum ne cevap verdiğini, idare edin artık bu kadarıyla...

 Kral mikrofona dönüp devam ediyor:

2-     OSHG vergisini tekrar gündeme getiriyoruz. Böylece ecdadımızın bizlere bıraktığı mirası da canlandırmış olacağız. O*urma, S*çma, Haraççıbaşı Geliyor vergisinin kısaltması olan OSHG, size daha iyi hizmet edebilmek içindir sevgili tebaam. Bu vergi sayesinde insanlarımızın bağırsak hareketleri düzene girecek, böylece gereksiz dışkılama ve gaz çıkarma ile ortaya çıkan kirlilik ortadan kalkacak, havamız misk-i amber kokacaktır. Göreceğiniz üzere bu vergiler sadece para toplama amaçlı değil, aynı zamanda ileri seviye çevre koruması için de gereklidir.

3-      Getireceğimiz KV yani Kavga Vergisi sayesinde evlerimizde, sokaklarımızda ve cennet vatanımızın her köşesinde özlediğimiz sükûnet ve barış geri gelecektir. Görüyorsunuz bu vergilerin amacı sadece para toplamak değil, aynı zamanda galaksinin parmakla işaret ettiği en huzurlu ve en mutlu ülke olabilmektir. Diğer ülkelerin kaçıncı parmaklarıyla işaret ettiğinin bizim nazarımızda hükmü yoktur.

4-   Tebaamızın fazla düşünmekten kafayı yer duruma gelmesini önlemek için getireceğimiz DÜVE, yani Düşünme Vergisi bir devrim niteliğindedir. Çünkü DÜVE sadece para toplamak için değil, insanlarımızın “düşün düşün *oktur işin” atasözünde belirtilen kısır döngülere girmesini engellemek için ince ince düşünülerek hazırlanmış bir vergidir.

5-     Son olarak sizin için YEVER ve İÇVER olarak düzenlediğimiz yeme içme vergileri sayesinde daha az yiyip daha az içmenizi sağlayarak size fit bir vücut vadediyoruz sevgili tebaam. Biliyorsunuz son zamanların trendi günde bir öğün yemektir. Diyetisyenler de bunu söylemektedir. Bir öğünden fazla yiyip içmek isteyenlerin lokmaları ve yudumları ağızlarınızın kenarlarına takacağımız mikroçipler sayesinde kolaylıkla sayılabilecek, bu sayede fazla yeme içme probleminiz de ortadan kalkacaktır. Bu vergiyi vermeye gücü olmayan ama yine de fazla yemek isteyen tebaamız için ise müthiş bir hizmetimiz var. Görüntülü arayacaksınız 666 no’lu telefonu -ücretsiz ha bu hat kıymetini bilin -canınız ne isterse biz sizin yerinize ekranda canlı canlı yiyerek nefsinizi de köreltmiş olacağız. Görüyorsunuz YEVER ve İÇVER sadece para toplama amaçlı değil, fit ve zayıf bir toplum yaratmak için ince ince düşünülmüş bir vergidir.

.

 Davullar güm güm güm; soytarılar cumburlop ve halktan yükselen aynı ses:

“Yaşa varol canımız kralımız, bravooo…”

 Sevgili Tebaam, hiçbir fedakârlıktan kaçmayarak oluşturduğumuz yeni vergiler ile size nasıl bir konfor sunduğumuzu görün ve bize tapmaya devam edin. Gerekirse sizin yerinize düşünen, sizin yerinize yiyen ve içen bir kral var karşınızda. Hatta dışkılama periyodunuzu bile sizin için biz düzenliyoruz.

 Biz sizler için varız… Bu arada notçubaşılar dolaşacak şimdi aranızda, ilave vergi önerilerinizi yazdırmaktan sakın çekinmeyin. Bağrımıza taş basar ama yine de istediğiniz vergileri uygulamaya alırız, yeter ki siz şey olun, mutlu olun yani…

Riçırd çok sıkıldım, çabuk uçur beni buradan…

not: Resimleri Yapay Zekâcığım sevgili Copilot çizdi sağ olsun... 



Devamını Oku

28 Ocak 2024 Pazar

Sıçantepe Halkının Seçimle İmtihanı

Sıçantepe halkı olarak seçimden seçime bize şirinlik göstermek isteyen politikacılara alıştık da böylesini cidden hiç görmemiştik. Geçenlerde bir aday geldi, bizim tepeyi dümdüz edeceğini söyledi. “Ama efendim, nasıl olabilir böyle bir şey?” demeye kalmadık; “Olur olur mis gibi de olur. Düz ayak medeniyette daha mutlu olursunuz!” dedi.

Şehir halkı olarak birbirimize girdik. “E n’apalım, alışırız artık bir şekilde” diyenlerle “Peki şeyi n’apcaz?” diyenler olarak neredeyse ikiye bölünüyorduk. Neyse durumu son anda kurtardık.

Biz biraz tuhaf bir halkız. Yaşam tarzımız değişik. Anlatayım efendim. Evlerimizin kurulduğu tepe her geçen gün biraz daha yükselir. Nasıl mı? E işte nasıl desem! Yani; amaan söyletmeyin canım, anlayıverin. Sindirimin doğası gereği içimizdeki posaları çıkartıyoruz ya, işte onlar sayesinde yükseliyoruz her geçen gün. Kendi şeyimizle başımız göğe eriyor anlayacağınız. Hâlâ mı anlamadınız? İyi tamam biraz daha detaya gireyim. Sonra yok midem bulandı, yok ne kadar iğrençsin falan demeyin, bundan sonra okuyacaklarınız için benden günah gitti ona göre.

 Yani efendim biz de Sıçantepeliler olarak herkes gibi şeediyoruz. Sonra toprağa doğrudan gönderiyoruz posalarımızı. Sonra o posalar toprakta kimyasal bi şeylere uğruyor, tepkime midir nedir bir şey diyorlar, ben anlamam ötesini berisini. Sonra da işte toprak kabarıyor. Kabardıkça biz de yükseliyoruz ve uçuşa geçiyor gibi oluyoruz. Anlayacağınız posalarımız sayesinde yükseliyoruz, yükseliyoruz. Biz yükseldikçe diğer insanlar aşağıda kalıyor. Onları; nasıl derler, kuş bakışı gibi görmeye başlıyoruz. Biz yükseliyoruz, onlar küçülüyor. Biz yükseliyoruz onlar küçülüyor. Yukarıya çıktıkça da kafa bir güzelleşiyor anlatabiliyor muyum? Oksijen mi azalıyor, başka hayal gördüren gazlar mı devreye giriyor artık orasını bilemem. İnsan mutlu oluyor, hep bi sırıtıyoruz, mutluyuz yani. “Kokmuyor mu?” diye soranlar var da kokmuyor be! İnsan bir kere alışınca hiçbir şey kokmaz oluyor artık. Ar damarının çatlama noktası diye bir şey var, işte o noktayı aşınca bize her koku misk-i amber gibi geliyor. Daha nasıl anlatayım!

Zaten böyle kendi posalarımız sayesinde yükseldiğimiz için buraya Sıçantepe demiş atalarımız. Bizler de bu durumda Sıçantepe sakinleri oluyoruz. Bir nevi sıçanlarız, ama fare değiliz bak; lütfen bize öyle abuk sabuk espriler yapmayın.

Neyse işte, kafamı karıştırdınız yahu!  Belediye seçimleri var dedim ya. İşte geçenlerde bir aday geldi, ille de sizin tepeyi düzelteceğim diye tutturdu. “İyi de” dedik, “Bizim posalar nereye gidecek?” Adam takmış kafaya. “Herkesin şehri gibi, yani normal medeni insanların yaşadığı şehirlerde olduğu gibi sizin buraya da kanalizasyon sistemi kuracağız. Şehrin altına borular döşeyeceğiz. Herkesin posası oradan geçecek sonra bir tesiste toplanacak. Orada o posaları çeşitli işlemlerden geçirip hem enerji elde edeceğiz hem de kalanlardan gübre yapacağız” dedi.

Biz tabii şaşırdık. Normal insanlar gibi dümdüz yaşamak nasıl olur ki? Hem de şeysiz, kokusuz falan… “İyi de bizim kafa nasıl olacak? Hani o sarhoşumsu mutlu hallerimiz?” dedik. Adam “Kafa yapmaya ihtiyacınız kalmayacak! Size parklar yapacağız yemyeşil; sonra sinema, tiyatro getireceğiz şehrinize. Festivaller olacak, panayırlar olacak. Cennet gibi olacak her yer, daha ne istersiniz ki!” dedi

Doğrusunu isterseniz bu dediği şeyler pek de kafamıza yatmadı. Yahu biz alışmışız kendi posa gücümüzle yükselmeye, dümdüz yaşamak da nerden çıktı şimdi!. Yok aga, bu düz medeniyet bize ters! Peki ne yapacağız? Hemen şehrin ileri gelenleri olarak toplandık. O bizi normal insanların seviyesine indirecek aday kazanmasın diye ne yapabiliriz diye düşündük. Uzun uzun tartışmaya da gerek olmadı. Yıllardır bilinen yöntemi uygulayalım dedik. Yani o adayın karşısına her mahalleden 8 aday daha çıkarmayı planladık. Bizde var 5 mahalle, etti mi sana 40 aday!  Ee bu 40 adayın teyzeleri, yengeleri, dayıları, kuzenleri, efendime söyleyeyim bacanakları falan herkes kendi akrabasına oy verse oylar bölünür; oylar bölünürse o bizim posalarımızın gücüyle yükselen tepemizi düzeltecek aday kazanamaz; e o aday kazanamazsa ne olur? Affedersiniz kendi (m)okumuzun verdiği gazla yükseklerde kafa yapmaya devam ederiz.

Hadi o zaman; gazımız ve gazamız mübarek ola, ver mehteri Şerafettin Abi…

Devamını Oku