emekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Bu seneki 1 Mayıs İşçi Bayramı'na dallı domatesler damgasını vurdu!

Patronlar için hiç bir değer ifade etmeyen, işçinin ise bütün serveti olan emek, bu sene de değer kaybetmeyi sürdürüyor sayın seyirciler. Uluslararası yatırımcılar ise, emeğe yatırım yapmanın manasızlığını, aslolan şeyin “yemek” olduğunu altını çizerek önemle vurguluyor.
Bildiğiniz üzere dallı domatesin kilosu 15 TL'lara dayandı. Basit bir hesapla, günde 9 saat çalışma karşılığında ayda 1400 TL alan asgari ücretlinin, haftada bir kilo domates tüketmesi halinde maaşının %4,2'sini domatese harcayacağı ön görülüyor. Bu durumu “domates yoksa salça yesinler!” şeklinde yorumlayan kraliçe Marie Antoinette ise 
“Kraliçe sen çok yaşa, başın değsin arşa!
 nidalarıyla yeni sarayında 95'inci yaş gününü ihtişamlı bir törenle kutlamaya hazırlanıyor. Törene çok saygıdeğer iş adamı Mr. Hamilton'un da katılacağı ajanslar tarafından geçtiğimiz günlerde duyuruldu. Hatırlarsanız Mr. Hamilton, ihtişamlı bir törenle evlendirdiği kızına ve damadına “pırlantalı pilav” yedirmesiyle tüm dünya basınını meşgul etmişti. Bir grup diyetisyen, pırlantanın metabolizmayı yavaşlatacağını öne sürerek Mr. Hamilton'u kınamış, ve düğünlerde “pırlantalı pilav” yerine “incili midye dolması” yenmesinin daha sağlıklı olduğunu öne sürmüşlerdi.

Konumuza dönersek, bu sene 1 Mayıs işçi bayramının, kıdem tazminatının fona devredileceği müjdesiyle daha da coşkulu geçtiğini belirtmekte fayda var sayın seyirciler. Yasa değişikliği ile tazminatının tamamını almak için emekliliğini bekleyecek olan emekçi Charles, bu durumla ilgili duygularını kanalımıza şu şekilde aktardı:
“- Düzenlemeyi yapanlara nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Ben har vurup harman savuran bir adamım. Eğer kıdem tazminatını emekli olmadan önce alsaydım, kim bilir hangi kredi kartı borcumu kapatarak, kim bilir çocuğuma hangi imkanı sağlayarak, ya da kim bilir hayatımda ilk defa hangi tatile giderek çarçabuk harcardım! Bu yasa değişikliği sayesinde artık 65 yaşında tazminat alabileceğim. E insan o yaşta da parasını çar çur etmez değil mi ama! Bana bu imkanı sağlayan lordlar kamarasına ve kraliçe Marie'ye öpücüklerimi iletiyorum...
Evet sayın izleyiciler, gördüğünüz üzere bu seneki 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçiler arasında sevinçle kutlanıyor. Yapılan toplu pikniklere kasa kasa “dallı domates” dağıtan içişleri bakanı 2. Edward, 
işçi halkımız bayramda doya doya domates yesin, yaşasın çalışanlar, yaşasın salçalı soslar” 
şeklinde son tarafı pek de anlaşılamayan “global” sloganıyla, ülkenin 500 kanalında birden canlı yayınlara çıkarak coşkusunu dile getiriyor.
Biz de bu bayram gününde sizleri fazla meşgul etmeden, 1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı” şarkısıyla hepinizi dansa davet ediyoruz... Çıs tak tak çıs tak tak. Haydin piste, oturmaya mı geldiniz... Tamam tamam şarkıyı değiştiriyoruz, sizi mi kıracağız:

“Angaranııın bağlaaarı da büklüm büklüm yollaaaarı...”
Devamını Oku

9 Aralık 2016 Cuma

İnsanlık zor zanaat!

Dün gibi anımsıyorum. Geçen sene bugündü. Cam masanın etrafında toplanmış bir proje kotarmaya çalışıyorduk. Toplantı uzadıkça uzuyor ama bir adım bile ilerleyemiyorduk. Zaten ilerlememiz de mümkün değildi. Çünkü mesele üzüm yemek değil, gerçekten de bağcıyı dövmekti. Üst düzey yönetici ve patronun olduğu çoğu iş toplantısında olduğu gibi egolar çarpışıyordu. Hatta çarpışmanın şiddetinden çıkan mavi kıvılcımlar neredeyse çıplak gözle görülebilir hale gelmişti.
Daraldığımı hissettim, sanki bir el boğazımı sıkıyordu. Bir an geldi, kendime yabancılaştım. İçimdeki benliğim, korumaya çalıştığım ruhum adeta isyan ediyordu. Bu insanlar ne yapmaya çalışıyorlardı, emek neydi, sevgi emekti, yok bu replik Selvi Boylum Al Yazmalım'daydı.
İyi de emek neydi? Bir patronun egosuna ruhunu teslim etmek miydi?

Artık konuşmaları uğultu şeklinde duymaya başlamıştım. En son hatırladığım cümle, patronun “ben olsaydım böyle yapmazdım” şeklindeki “müstehzi” yorumu oldu. Burada bilerek bu kelimeyi kullanıyorum, zira “ alaycı” demek istemiyorum, çok ağır geliyor düşündükçe şimdi bile. “Madem beğenmiyorsunuz, siz yapın o zaman” deyip o cam masadan nasıl kalktığımı hiç bilmiyorum. Sanırım saniyeden de kısa bir andı. Çantamı aldım, ceketimi aldım, fırlayarak uzaklaştım ortamdan.
Sahi emek neydi, emek bir patronun iki dudağının arasından çıkacak “onay” sözcüğüne bağlı değersiz bir şey miydi?

O gün yağmur yağıyordu, hava soğuktu. Saatlerce dolaştım sokaklarda. Bir bozacıya girdim, kenar masalardan birine oturdum. İlk kez boza içtim o gün, üzerinde leblebi ve tarçın vardı. Güzeldi, tatlımsı ekşiydi tadı. Tıpkı hayat gibi, hem tatlımsı, hem de ekşimsi... Üzeri tarçınla tatlı, dibi bozayla ekşi. Cicim ayları sona eren evlilikler gibi, iş yerindeki ilk ayda kişiye misafir muamelesi yapılması gibi...
O gün ne acayip bir gündü, yağmur, göz yaşı, tekrar yağmur birbirine karışmıştı... Çok üzülmüştüm, hıncım içimde düğümlenmişti... Sonra bir ayakkabı ustasının dükkanına girip kendime bir çift bot siparişi vermiştim. Ayağımın ölçüsünü alırken üzüntülü halimi soran ustaya “bugün işi bıraktım” dediğimde usta “yapma vazgeç” demişti. Sonra o ayakkabı hep ayağımı sıktı, o gün bugündür belki de hiç giymedim...

İnsan emeğini korumalı, insan insan olmayı korumalı. Belki birgün bu düzen değişir. Umarım değişir. Birileri parası var diye emrinde insan çalıştırmaz. İnşallah birgün sosyalizm gelir, herkes eşit olur. Sosyalizm gelsin diye dua da ettim ya bugün, artık sözün bittiği yerdir bence bu nokta...

Demem o ki, insanlık zor zanaat be dostum, gerçekten zor... 
Devamını Oku

1 Mayıs 2015 Cuma

1 Mayısı kutlasak ne yazar!


1 Mayıs deyince benim aklıma eşitsizlik, adaletsizlik, haksızlık geliyor.

Dünya standartlarına göre bile yüksek olan maaşları ve örtülü ödenekleri ile krallar gibi yaşayanlar, asgari ücret 1500 liraya çıkarsa işsizlik artar, bu kabul edilemez mantıksız bir rakam diyorlar.

Kendileri korunaklı villalarda yaşarken, özel uçaklarla gezerken, 7 yıldızlı otellerde rüya gibi tatiller yaparken, bir işçinin aldığı maaşın 10 katını sadece 1 çantaya veya bir saate, bir kravata öderken, neredeyse sınırsız para harcarken, “işçinin kaderi bu!” demeye getiriyorlar...



ASGARİ ÜCRET 949.07 lira şu anda.
Türkiş'in yayınladığı son verilere göre,

                                                  DÖRT KİŞİLİK AİLENİN AÇLIK SINIRI 1.334 TL,
                                                  YOKSULLUK SINIRI 4.344 TL

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinden, işsizlikten, taşeronlaşmadan bahsetmedik henüz, hoş bahsetmeye bile gerek yok ya zaten...

Çünkü sözün bittiği yer çoktan gelmiş!

Şimdi birileri “Taksim'de 1 Mayıs kutlayacağız” diyor, öbürleri de “Taksim 1 Mayıs'a yasak!” diyor ...
İşçinin ise Taksim'i önemsediğini hiç mi hiç sanmıyorum ben!

ADAMIN EVİNE GÖTÜRECEK EKMEĞİ YOK, hangi kutlamadan söz ediyorsunuz ki!

Taksim'e gitseniz ne yazar, gitmeseniz ne yazar bu saatten sonra!

Devamını Oku

1 Mayıs 2014 Perşembe

1 Mayıs'ı kutlamak neyi değiştiriyor?

Geçen sene yazdığım  1 mayıs yazısından sonra ne değişti, bu sene neyi yazmalıyım ?

Çalışma ortamları daha mı insanca oldu?
Eşit işe eşit ücret anlayışı mı yerleşti?
Sendikalar öcü olmaktan mı çıktı?
Emek sömürüsü son mu buldu?
1 Mayıs

Asgari ücrete insanca yaşama zammı mı yapıldı?
Emeklilerimiz aldıkları maaşlarla dünya turuna çıkabilecek duruma mı geldiler?

Uzun ve insanlık dışı çalışma saatleri mi kısaldı?

Zorla mesaiye bıraktırılan emekçilerin de bir özel hayatı olduğu mu gündeme geldi?
Taşeron işçilerin hakları mı arttırıldı?

İş ilanlarındaki ayrımcılık, mesela 30 yaş sınırı mı kalktı?
Kadınlara ve engellilere daha mı çok iş verildi?

İşçilerin sigortasını eksik yatıran iş verenler ceza mı aldı?

Evde çalışan, yazı-çizi-düşünce emekçilerine köle muamelesi yapılmaktan vaz mı geçildi?

İnşaatlar yerine fabrikalar açıldı da işsizlik mi azaldı?

emekci kadinlar

Şirketlerini zararda gösterip işçilerine aylarca ödeme yapmayan patronların villalarına, yatlarına, kotralarına el mi konuldu?
İnanılmaz ayrıcalıklı hayatlar yaşayan milletvekillerinin maaşları mı düşürüldü, yoksa özel sigortalarından halk adına tasarrufta mı bulunuldu?
Düşüncesini özgürce yazan basın emekçileri artık hapse atılmıyor mu?
............

Bütün bu ve benzeri sorulara verilecek ortak cevap şu:

HAYIR, EMEK DÜNYASINDA POZİTİF BİR GELİŞME OLMADI SON BİR YILDA..
ZATEN YILLARDIR BİR GELİŞME OLMUYOR!

Sömürü devam ediyor, var olan haklar birer birer tırpanlanıyor, sırada kıdem tazminatının yok edilmesi projesi var mesela..

Bütün bunlar olup biterken birileri de emek mücadelesini 1 Mayıs'ta Taksim'de yürümeye endeksliyor ya, söyleyecek laf bulamıyorum! 

Evet, toplumsal hafızada bazı önemli olaylar taze kalmalı doğrudur, ama; 

1 Mayıs'ta Taksim'de yürüme ısrarına bunca yıldır harcadığınız enerjiyi ve emeği,  keşke 2 Mayıs'ta ve diğer günlerde yukarıda birazını bahsettiğim kemikleşmiş sorunların çözümü için de harcasanız!

Emekçilerin dünyasında bu kadar reel sorun varken, sadece 1 Mayıs mitinglerinde duygusal ısrarcılıkta var oluşunuzu, bir araya gelişinizi ve sonrasında ortadan yok oluşunuzu, olayları sessizce izleyişinizi anlamsız buluyorum kusura bakmayınız..

EMEKTEN YANA OLANLARIN BAYRAMINI KUTLAYAYIM KUTLAMASINA DA, İÇİME SİNMİYOR Kİ! 


Devamını Oku