olumlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
olumlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2024 Salı

"Tam da Öyleyken" Halleri, İşin İçinden Çıkamamalar!

Tam da sakinlemişken dersin, tam da rahat edecekken dersin, tam da borcum harcım yokken dersin, tam da beni huzursuz eden işten kurtulmuşken dersin, tam da hobilere vakit ayıracakken dersin, tam da yurt dışına seyahat edecekken dersin, tam da diyete başlayacakken dersin… Bu “tam da” anları hiç bitmez…  

Ve maalesef olanlar olur! Tıpkı heyecanı doruğa çıkarmak için, ya da seyircinin uyumasını engellemek için senaryoya sanki bir matematik formülü gibi eklenen çatışma anları gibi… Böyle bakınca; her birimizin yaşamı gerçekten de kusursuz senaryolar gibi, hepimizin hayatı gerçekten de roman gibi...

Tam da sakinlemişken, mesela kombinin borusu patlar ve telaşlanırsın. Günler, belki de haftalar sürecek olan tamir süreci ile uğraşmak zorunda kalırsın… Mutfağı su basar, bütün eşyalar bir yerlere dağılır… Diğer durumlara göre bu, insanın başına gelebilecek en "hafif" "tam da" halidir.

Tam da rahat edecekken dersin, pis bir diz ağrısı girer sinsice vücuduna. Hareket edemez, öylece kalırsın. Artık senin için rahat etme kavramı, sadece o ağrıyı hissetmemeye indirgeniverir, ne olduğunu anlayamazsın bile…

Tam da borcum harcım yokken dersin; bir de bakmışsın, aldığın maaş kuşa dönmüş, her şeye zam gelmiş. Bütün dengelerin şaşar, sen de öylece kalakalırsın. Yeni duruma adapte olursun evet, ama ya geride kalan tortu? Ya zenginleşen kitleyle mega orantısız fakirleşenler arasındaki uçurumu gördüğünde zedelenen adalet duygun… Ya bunca yıldır verdiğin emeğin hiç olması… Ya ertelediğin hayallerin, ertelediğin tatillerin, hayallerini süsleyen Ege’deki bahçeli ev? Öylece kalakalırsın…

Tam da beni huzursuz eden işten kurtulmuşken dersin, iş bulamazsın sonra; birdenbire işsiz kalakalırsın. Bu iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey midir? Huzursuz eden bir işte köle gibi çalışıp biriktirdiğin stresi atmak için para kazanmak mı iyidir; yoksa az paranın getirdiği zorlukların verdiği stres mi daha iyidir? Hangisi tercih edilir? Yaşamdaki rolün nedir, hiç ama hiç bilemezsin! Çünkü A yoluna gidersen, B sapağını çoktan kaybetmişsin demektir…

Tam da hobilere vakit ayıracakken dersin, hobilere ayıracak zamanın olur ama enerjin olmaz. Bir de bakmışsın; depresif ruh halleri ile elin kolun kalkmaz olmuş. Çünkü hobi dediğin şey, aslında huzurla yapılır. Bunun tek bir istisnası olabilir; o da hapishanede kibrit çöpünden gemi yapmaktır! Neden gemi yapar mahkumlar? Neden başka bir obje değil de gemi? Belki de yaptıkları gemiye binip, açık denizlere yelken açtıklarını hayal etmek için… Ama hiç kimse bana hapishanede kibrit çöpünden gemi yapmanın huzurla ilgisi olduğunu söylemesin, buna inanmam!

Tam da yurt dışına seyahat edecekken dersin, enflasyon öyle bir patlar öyle bir patlar ki, paran kuşa döner, neye uğradığını şaşırırsın. “Çıkmayıver” derler sana!  "Yurt dışına da çıkmayıver, ne olur yani, incilerin mi dökülür…" Dün okudum; hükümet yeni bir çalışma yapıyormuş. Emekli vatandaşların tatil yapması için sosyal tesisleri devreye sokacaklarmış. Toplama kampı gibi… Lüks otellerde tatil yapmak emekli Hasan ve Şeyma için zaten söz konusu olamaz. 90 yaşındaki Helga ve Hans’ların hakkıdır senin ülkende doya doya tatil yapmak.  “Atarız sizi toplama pardon ‘tatil’ kampına, orada fakir fakir takılırsınız; daha ne istiyorsunuz” dediklerinde  -ki çok kolay derler-  öylece kalırsın işte!

Tam da diyete başlayacakken dersin, tam da hazırlamışsındır kafanı, hop bir sağlık sorunu… Kendiliğinden gitmeye başladıkça o kilolar, beraberinde sağlığını da götürdüğünü gördükçe… İşte o anda “dünyanın bütün ekmeklerini yesem ve kilo alsam, umurumda olmaz;  yeter ki sağlığım geri gelsin” dersin… Maalesef bunu deyince tekrar başa dönmüş olursun. Çünkü Evren’e gönderdiğin mesaj dikkate alınır. Seni iyileştirir ve -obez iyi- olarak hayatına devam edersin. Çünkü böyle istedin! “Buna da şükür” demek zorunda kalırsın yani!

En kötüsü de sağlıkla ilgili “tam da” halleridir işte…

İnsan kendini sorgular böyle zamanlarda… Kime ne kötülük ettiğini düşünürsün, “Bilmeden kimlerin kalbini kırdım acaba?” dersin. “Hangi karma gerçekleşiyor” diye sorgularsın ve çıkamazsın işin içinden. Hele de “Pozitif ol, ağzından çıkan bütün kelimeler senin hayatını belirliyor” gibi uyarıların bombardımanı altında kalmışsan… İşte bu noktada kafanın içindeki sorgulamalar hiç bitmez…

Yeterince şükretmedim mi dersin. Elimdekilerin değerini bilemedim mi dersin. Acaba çok mu zorladım Evren’in yasalarını dersin. “Zayıflamak istiyorum” yerine “Ben sağlıkla zayıflıyorum” şeklinde olumlamalar mı yapmalıydım yoksa dersin. “Hobilerime zaman ayıramıyorum” diye şımarık şımarık yakınmışım demek ki dersin. “Boş zamanlarımda neşe ve enerjiyle hobilerimle ilgileniyorum” demediğim için mi hiç enerjim kalmadı dersin. Sen paranın ne kadar değersizleştiğini düşündüğün için mi paran bu kadar kuşa döndü dersin… İşin içinden çıkılmaz böyle…



Hayatı sorgulamak da mı yanlış o zaman…

Hiç yakınmadan, olanı olduğu gibi kabul ederek mi yaşamalı…

Ya her şey üst üste gelirse…

İnsan nasıl çıkar karanlıktan aydınlığa…

Yoksa “Bugünlerimize de şükür “ mü demeliydik…

Çık çıkabilirsen işin içinden, ben çıkamıyorum...

Devamını Oku

28 Şubat 2018 Çarşamba

Nefesime Terapi İyi Geldi!


Düşünce sistematiğim hiçbir zaman sadece mistik düzlemde olmadı.  Ama yaşamımın belirli dönemlerinde ucundan kıyısından da olsa şifa teknikleriyle tanıştım. Örneğin bundan aşağı yukarı 10-15 sene öncesinde, henüz sosyal medya yokken ve dolayısıyla Reiki konusu  günümüzdeki gibi  yaygınlaşmamışken bir  seansa katılmıştım. Çoğunluğu tıp doktoru olan reiki uzmanları beni bir masaya yüz üstü yatırmışlardı. Elleriyle verdikleri enerji sırasında harbiden de masadan yükselip uçtuğumu hissetmiştim. Şaşırarak ve biraz da çekinerek deneyimlediğim bu etkileyici sahneyi hiç unutamıyorum. Sonrasında yine bir şekilde hayatıma meditasyon girdi. Hatta işin uzmanı bir kişi eve gelip bana birkaç saat meditasyon dersi de vermişti. Çok bunalımlı bir dönemdi benim için o zamanlar. Bugünün penceresinden baktığımda, meditasyon yapmasaymışım o ağır psikolojiden kolay kolay kurtulamazmışım gibi geliyor.

Uzunca bir süre bu tip şeylerden uzak kaldım. Dediğim gibi her ne kadar hayata rasyonel açıdan bakmaya gayret etsem de, yaşamın mistik bir tarafı olduğunu hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım.  Öyle ya; bugün tıp bilimi, “Üzüntü kanser yapar” diyorsa, “Hastaya moral verin, üzülmesin, sıkılmasın” diyorsa doktorlar; olumlu düşünmenin insana iyi geleceğini söyleyen insanlara da inanmak gerekir.  Benim gibi yaşamında en diplere düşmüşken defalarca mucizelere tanık olan birisi için ise zaten aksi düşünülemez.

Aslında size hafta sonu yaşadığım   transformal nefes terapisi deneyimimi anlatacakken nerelere daldım böyle… Neyse, en azından konuya balıklama atlamamış oldum.

Transformal Nefes Terapisi Deneyimim

Transformal Nefes Terapisi

Transformal Nefes Terapisi’nin adını son zamanlarda çok duyuyordum. Şehir dışında güzel otellerde terapiler düzenledikleri de sosyal medyadan gözüme çarpıyordu. Geçen hafta, alakasız bir ortamda “Nefes terapisi almak isteyen var mı?” diye  bir teklifle karşılaşınca hiç düşünmeden “Ben ben “ diye yanıt verdim. Ne olduğunu  bile tam olarak bilmeden gönüllü oldum. Çünkü son yıllarda edindiğim bir hayat dersi var:

“Ayağına gelen fırsatları tepmeyeceksin…”

İyi  ki de tepmemişim; gerçekten de özel bir deneyim yaşadım.

Etkinlik Şile’de güzel bir otelde gerçekleşti. Otelin her yeri halı kaplı olan oval konferans salonuna ayakkabılarımızı çıkararak girdik. Yerlerde her birimiz için özel matlar hazırdı. Bu tekniğin 40 yıl önceki kurucusu Dr Judith Kravitz ve Türkiye Temsilcisi Nilgün Tavsel oradaydı. Öncelikle Judith kendisinden bahsetti. 40 sene önce yakalandığı kanseri nefes teknikleriyle yendiğini anlattı. Gerçekten de ilham verici ve etkileyici bir yaşam hikayesi var.


Bu seminere Türkiye’nin farklı illeri yanı sıra Norveç, Belçika, Çin gibi farklı ülkelerden gelen nefes koçu adayları da katılmıştı. Yaklaşık altmış kişilik nefes koçluğu öğrencileri kendilerini tanıttılar kısaca. Onlar için bir nevi bitirme projesiydi bu etkinlik. Bizler de koç adaylarının denekleriydik. Düzgün, sistemli, detayları düşünülmüş güzel bir organizasyondu.

İlk oturumun ardından ara verildi. İkinci oturumda her birimiz bir mata uzandık. Yanımızda nefes koçumuz ile birlikte nefes çalışması yapmaya başladık. Yaklaşık 45 dakika boyunca düzenli nefes alıp verirken kimi zaman kum torbaları, kimi zaman yastıklar, kimi zaman da çıkardığımız sesler devreye girdi. Diyafram nefesi çalışması sırasında aslında biraz da içsel arınma yaşadık. Müzik, ambiyans, nefes koçunun fısıldadığı olumlama cümleleri ile birlikte seans bitiminde çok ama çok rahatladığımı hissettim. Terapi sırasında yaşadığım içsel yolculuk sırasında bir ara hıçkırıklarla ağladığımı söylesem,  ne kadar yoğun bir seans olduğunu sanırm daha iyi anlayabilirsiniz.

Benim katıldığım etkinlik “nefese başlangıç” aşamasıydı. Eminim ki ilerleyen safhalarda çok daha güzel deneyimler de yaşanıyordur. 

Yeni bir fırsat olursa kesinlikle yine katılırım.

Terapi sonrası bende ne gibi değişiklikler oldu?

Terapiden çıkınca başımda sanki demirden bir miğfere sıkışmış gibi baskı hissettim. Terapi koçum bunun çok iyi bir şey olduğunu, aldığım enerji ve oksijenin ayak uçlarımdan başıma kadar etki ettiğini söyledi. Zaten kısa bir süre sonra bu sıkışmışlık hissi geçti.

İki gün sonra işe gittiğimde bir iş arkadaşım yüzümün ışıl ışıl parladığını söyledi.

Bir hafta sonra gittiğim  yüzme dersinde ilk kez havuza cesaretle ve yanımda hoca olmadan girdim. Terapi sırasında öğrendiğim olumlama cümelelerini kullanarak  sudan korkmayışım ve kat ettiğim aşamaya kenarda duran hocalar bile şaşırdı. Ama sırrımı onlara söylemedim.

Terapi sonrasında hiçbir şeye kızmadım, kızmamaya da devam ediyorum.

Yani demem o ki nefes önemli, insan doğru nefes alarak yaşam kalitesini artırabilir. Daha neşeli, daha mutlu, daha pozitif olabilir. Zaten buna ihtiyacımız yok mu…

Devamını Oku