kadınsı durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadınsı durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2016 Pazartesi

Tuhaf kadınlar, biyolojik silaha benzer!

Tuhaf kadınların tipik özelliklerini teorik olarak biliyordum zaten, sadece teorik olarak bilmenin mutluluk olduğunu bir kez daha anladım sayelerinde. Zira yakından tanıyınca, mecburen de olsa aynı ortamda bulununca, kadın olarak dünyaya gelip bir süre sonra biyolojik silah formuna geçtiklerini, panzehiri olmayan zararlılar olduklarını maalesef anlamış oldum yine. 

Kıskanç kadın biyolojik silah gibidir!
Yanlış anlaşılma olmasın; sevgilisini, eşini kıskanan kadından bahsetmiyorum. Zira kıskançlığın en masum halidir bence aşk yüzünden olanlar. Kadınların birbirlerine olan kıskançlıklarından bahsediyorum; yani en zararlı, en yıkıcı olandan!

Bu tip kadınlar öncelikle kendinden güzel olanı asla çekemez. Bunun için bütünlüklü bir güzellik de gerekmez. Söz konusu kişi örneğin 34 bedendir, uluslararası normlarda kabul gören çok düzgün bir fiziği vardır, ama ne bileyim mesela burnunu çirkin bulur. Bilin ki, burnu güzel olan bütün kadınlar onun düşmanıdır! Ya da bir başka kadının saçlarını beğenmeyegörsün, hemen silahlarını doğrultur ve hasmının moralini bozmak için vurucu cümleyi patlatır; özellikle kalabalık bir ortamda:

Saçının dipboyası gelmiş şekerim, böyle iğrenç görünüyorsun!”

(görsel, buzzfeed.com sitesinden alıntıdır.)
Evet böyle şeyler söyleyebilen, hem de rahatlıkla söyleyebilen densiz kadınlardan o kadar çok var ki! Belki de bu kadınların amip gibi hızla çoğalmalarından bıktığım için seviyorum 30'lu, 60'lı yılları ve oradaki naif ve zarif kadınları anlatan filmleri ve hikayeleri.

Dedim ya kıskanç kadın biyolojik silah gibidir diye, cidden abartmıyorum. Kendileri patlarken çevrelerini de yıkıp geçerler çünkü. Bir daha asla düzelmeyecek olan izler bırakırlar geride. Birisi kendinden azıcık zayıfsa kıskanırlar, öbürü kendine yakışan güzel bir giysi giydiyse kıskanırlar, bir diğerinin kariyeri kendisinden daha iyiyse kıskanırlar, bir başkasının ilişkisi mutluysa kıskanırlar. Kıskançlıklarını gizleyip entrika çevirmeye kalksalar da nafile! Çünkü bakışları vahşileşir, ses tonları değişir, yürüyüşleri tuhaflaşır. Hemcinsini kıskanan kadın insan değildir aslında, bir çeşit android formuna evrilmiştir! Patladıkları zaman tufan yaratırlar. Nedense çevrelerindeki erkekler bu kadınların zehrini en son fark eder. Ama önünde sonunda onlar da anlar gerçeği. Zira bu kadınların kıskançlık krizleri ortamı er ya da geç savaş alanına çevirecektir. Dünyanın en anlayışlı, an aşık erkeği bile bu duruma katlanamaz!

Erkeksi kadınlardan kaç kaç kaç!
Görüntü itibariyle erkeksi olanlardan bahsetmiyorum elbette. Olabilir, bir kadının hormonları bozuktur, görüntüsü erkeğe benzeyebilir. Ya da ne bileyim çok sigara içiyordur, sesi kalınlaşmıştır. Veya içinden gelmediği için kaşlarını düzeltmeden dolaşabilir. Elbette bütün bu kadınlar değil benim bahsettiklerim. Ya da cinsel tercihi gereği erkek gibi davranan kadınları da kastetmiyorum, özel yaşamıdır saygı duyarım. Benim bahsettiklerim, ağzından küfür düşmeyen, oturmasını kalkmasını bilmeyen, bağırarak konuşup insanları rahatsız eden, cinsel anlamda heteroseksüel olmasına rağmen, erkek cinsinin en berbat özelliklerini taklit eden kadınlar!
Hele bir de ikiyüzlülerse hiç ama hiç çekilmezler. Mesela bütün gün erkek gibi davranır, ama patron gelince bir kırılır, bir kırıtırlar ki... Oy oy oy, beşinci sınıf soytarılıktır sergiledikleri; oyunculuk falan da değil, o derece yani! Eminim bu yazıyı okuyan herkesin bu tip kaçılası bir kadın tanıdığı vardır.

(görsel, explosion.com sitesinden alıntıdır)

Densizliğin adı “ben neysem oyum, dürüstüm” oldu!
Bilmiyorum farkında mısınız, son dönemlerde densiz kadınlar çoğaldı sanki. Laf sokmak onlarda, aşağılamak onlarda, kendilerini övmek onlarda... Bence densizliğin bu derece patlamasında sosyal medyanın da etkisi var! Klavyeyi ellerine geçirdiklerinde nasıl ki ne yazdıklarını bilmiyorlarsa, günlük hayatta konuşurken de aynı durumdalar. Bunlar çeşit çeşit.

Birinci grup; özel hayatını olduğu gibi gözler önüne serenler;

Mesela ofise gelir başlar anlatmaya. Kocası bebeğin altını nasıl almış, efendim sokakta güzelliğine nasıl laf atmışlar, haftasonu nerede takılmış, ne yemiş, ne içmiş, ne satın almış, kaç kilo vermiş, hangi sporu yapmış, kayınvalidesini evden nasıl kovmuş! Hatta abartıp en mahrem hallerini bile anlatanlara tanık oldum... Tabii ki ben hemen bir bahane bulup bu temaşanın sergilendiği sirk alanını terk etmeye bakarım. Bazen hemcinslerimin nasıl böyle makineli tüfek gibi ara vermeden konuştuklarına, her ortamda kendilerini nasıl en özellerine kadar ortaya saçıp döktüklerine gerçekten hiç ama hiç anlam veremiyorum. Bu kadınlar, sosyal medyada da bu kadar cesurlar, zaten tahmin ediyorsunuz. Sanırsınız ki dünya onların çevresinde dönüyor, densizlikte sınır tanımıyorlar, özel hayatları herkesin diline düşse de umurlarında mı? Onlar için önemli olan, sadece gündemde olmak ve reyting almak!

İkinci grup densizler ise sivri dilli olanlar;

Yukarıda da bahsetmiştim, söylediği şey karşısındaki insanı kırmış kırmamış asla umursamazlar. İyilik olsun diye söylüyorlardır zaten her şeyi, içleri neyse dışları da odur! Belli başlı konularda "master" yapar bu tipler. Kilo, saç baş, kıyafet, ilişki ve bütün bu konulardaki tavsiyeleri... “Sen çok kilo aldın, eski fotoğraflarında ne kadar güzelsin, yeme!” Ya da “Seninki seni aldatıyor olmasın!”, ya da “Ay şekerim sen çocuk eğitmeyi bilmiyorsun”... gibi. Herşeyin en doğrusunu, en güzelini onlar bilir, hepsi adeta birer yaşam koçudur! Benim gözümde ise cahil cesaretidir ortaya sergiledikleri şey...

Üçüncü grup densizler, sosyal medya canavarları;

Ben ve benim gibi birkaç dinozor kafa, sosyal medyada özel hayatımıza dair iz bırakmama konusunda çabalarken, bir güruh var ki neredeyse hayatının her anını anlatıyor, fotoğraflıyor, kameraya alıyor. Bizim millet de meraklıdır bilirsiniz, dedikodu yapar gibi izlemeye alıyor bu afişe edilen hayatları. Hal böyle olunca, yani hayatını gözler önüne seren kişi ne kadar cesursa, o paylaşılan hayata yapılan yorumlar da o derece densizleşebiliyor. Yani birisi saçının yeni rengini sosyal medyada tanımadığı insanlarla paylaşıyor, benzer diğeri de “iğrenç olmuş” diye yorum yapıyor. Benim fikrimi soracak olursanız, densizlik her iki tarafta da var. Bu arada düzeyli paylaşım yapıp kendi fotoğraflarını da arada sırada yayınlayanlara değil sözüm elbette. “Yani kendimi gizleyerek doğru yapıyorum” demiyorum yanlış anlaşılmasın, ben zaten normalde de kendimden bahsetmeyi pek sevmem, sosyal değilimdir.  Konumuz bu değil zaten. Hayatının bütün gizemini ortaya serenlere benim sözüm. Yani her şeylerini uç noktada paylaşanlara... Ne bileyim bikinili tatil fotoğrafı koyuyor sayfasına birisi, öbürü de “selülitlerin iğrenç” diyor. Ya da çocuğunun her halini paylaşıyor birisi, öbürü de “çocuğun ne kadar şımarık!” diyor... Sonra sosyal medyada kavgalar çıkıyor falan. Ben buna tanık olmadım ama, son dönemlerde birçok blogger bu konuda bir şeyler yazıyor. Şeffaf olmak sanırım bizim toplumda, özellikle kadınlar arasında biraz yanlış anlaşıldı. Evde perdeleriniz açık yaşamayı tercih ediyorsanız, komşuların sözlerini de sineye çekmek zorundasınız. Yani, niye kızıyorlar ki birbirlerine!

(görsel, fashionlady.in sitesinden alıntıdır)
Nezaket istiyorum!

Evet, ben gerek reel hayatta, gerekse sosyal medya ortamlarında nezaket taraftarıyım. Bir yazının içinde sırıtan rezil bir küfür görürsem, konusu istediği kadar ilgimi çeksin, o yazıyı okumuyorum. Tanımadığım insanlara “siz” diye hitap ediyorum. Sosyal medyadaki senli benli söylemlerden olabildiğince kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Bloguma gelen e-postalardan nezaketsiz bulduklarıma yanıt vermiyorum. Bir ortama girdiğimde “merhaba” diyorum, insanlara gülümsüyorum. Haddimi bilmeye çalışıyorum. Eğer karşımdaki densizse, kabuğuma çekilip çok sinirlenmediğim sürece kendisiyle muhatap olmamaya çalışıyorum. Belki de gittikçe yalnızlaşmaya götürüyor beni böyle davranmam. Ama ben nicelikten çok nitelikten yanayım. Yani abuk sabuk iletişimlerden çok olacağına, az ve öz diyaloglarım olsun istiyorum.


Çok mu abartıyorum yoksa, bu yazı burada bitsin en iyisi...
Mutlu bir hafta olsun, sevgiyle...
Devamını Oku

17 Haziran 2014 Salı

Kadın kadına arkadaşlık yapmamak için 7 neden


Bir kadını derinden yaralayacak tek yaratık ne onun sevgilisi, ne eşi, ne kardeşidir.
Bir kadını derinden yaralayacak olan, yine başka bir kadındır.
Çünkü kadınlar arasında dile getirilsin ya da getirilmesin korkunç bir rekabet ve dolayısıyla da kıskançlık vardır. Hal böyle olunca da kadınlar âdeta birbirlerini yıpratmak, yok etmek için programlanmışcasına davranırlar. Hele ki ortamda güzel, ya da başarılı, ya da bir şekilde ilgi odağı olabilen bir kadın varsa.. Neler olacağını tahmin bile edemiyorum. İşte sırf bu nedenle de kadın erkek arkadaşlığı, kadın kadın arkadaşlığından çok daha düzeyli ve çok daha dürüstçedir diyorum ben. Bunu bir tek ben değil, birçok insan söylüyor gerçi.
Konu hakkında örnekler çok. Şimdi ben size kadın kadına arkadaşlık yapmamak için kendi gözlemlerime dayanan 7 nedeni sıralamak istiyorum, ilaveleri ise sizden bekliyorum.


1- Saçların berbat olmuş !

Mesela bir kadının saçlarının boya zamanı geldiyse, buna da bir türlü vakit bulamıyor ve kötü saçlarıyla dolaşıyorsa hemcinsi “Ayy, saçın cidden çok kötü görünüyor, dip boya zamanı gelmiş” der rahatlıkla. Karşısındaki kadın en neşeli haldeyken söyler hem de bunu, moral bozmayı başardıktan sonra ise arkasına döner, kıs kıs gülerek olay yerinden uzaklaşır. Yüreği soğumuş mudur diye sorarsanız söyleyeyim, fazlasıyla soğumuştur hem de.. Dip boyası gelen kadının ise günü zehir olur, aynaya bakar, “evet çok kötü görünüyorum” der, ya da ağlamaklı bir bakışla “Ona ne ki saçlarımdan” diyerek kendini avutmaya çalışır. Oysa bir erkek arkadaş – eğer feminen tavırları yoksa, ve de çok kıl kuyruk değilse- asla ve kat'a bir kadının saç boyasının zamanı geldiğini anlamaz. Anlasa bile asla bunu belli etmez. İşte size kadın kadına arkadaşlık yapmamak için en geçerli birinci neden!

2- Çok kilo almışsın!

Bir kadına -eğer zafiyet geçirme noktasında değilse- söylenebilecek en ağır cümle budur. Bu ağır cümleyi de tahmininiz üzere elbette ki sivri dilli bir başka kadın rahatlıkla sarf edebilir. Çeşitli şekillerde vuku bulur durum. Mesela yıllardır görüşmemiş olan iki kadın karşılaşır, önce davranan, ya da en kötü fikirli olan hemen zehirini akıtır: “Çok kilo almışsın!”
Diğer kadın ya kendini savunmaya geçerek mesela “Ya sorma bu aralar şişkinlik sorunum var” der, ya da yansıtma psikolojisi ile “Sen de şekerim, sen de almışsın epey!” der. Bu söz düellosu böylece sürer gider, altta kalanın canı çıkana kadar.
İşin komik tarafı ise şudur. Obezite sınırlarında gezen, hayatı boyunca tombik dolaşmış bir kadının, sadece 50'den 53'e çıkmış kadın arkadaşına bu cümleyi söylediğine sık sık tanık olursunuz. Çünkü 53'e çıkan kadın kibarlığından “Sen kendine baksana şişko!” dememiştir hiç ona.. Bilemiyorum tabii ki bu işin sınırı nedir, ama bence herkesin kilosu kendinedir, “Çok kilo almışsın!” diyen kadın her ne kadar “dost acı söyler” lafının arkasına sığınmaya kalksa da bence dost değil olsa olsa post'tur..

3- Bu giysi sana hiç yakışmamış!

Belki o giysi gerçekten de yakışmamış olabilir, giyen kişi farkında değildir; belki mecburiyetten giymiştir. Belki de yakışmadığını bile bile öyle bir tercih yapmıştır. Düşünün bir davettesiniz, son anda bulduğunuz ve pek de içinize sinmemiş kıyafeti giymişsiniz mecburen, bir tane patavatsız kadın çıkar ve ruhunun bütün kirliliğini döker ortaya: “Ayy, keşke geçen Selma'nın düğününde giydiğin siyah elbiseyi giyseydin, kusura bakma ama bu mor sana hiç olmamış!”
Ne denir ki böyle bir durumda, akıldan geçen konuşma balonlarında binbir söz dolanır da ne denir böyle bir kadına? Söyleseniz, onun düzeysizliğine inmiş olursunuz; söylemeseniz içinize dert olur.. Böyle kadınların bence üzeri çizilmelidir, değil arkadaşlık yapmak, asla selam verilmeyecekler kategorisine alınmalıdır bu cinsler.. Bir erkek, eğer odungiller familyasından değilse asla böyle bir laf etmez, zaten familyası odunsa onun da üzeri çizilmelidir dememe gerek yok sanırım.

4- Seni aldatıyor olmasın!

Eğer gizli bir aşk duygusu yoksa, -ki zaten olsa belli olur - hiçbir erkek arkadaş, kadın arkadaşına “eşin, sevgilin, nişanlın.. seni aldatıyor olabilir” demez. Bu cümle, kendi ilişkisinde sorunlar yaşayan, mutlu ilişkileri kıskanan bir kadının ağzından çıkabilir ancak. Hemen kendi kategorisine çekmeye çalışırlar sizi bir de.. “Bizdeki de güzel şansı, bak şu halimize; güzeliz, işimiz gücümüz var, erkekten yana ise şansımız gülmüyor şekerim.” derler. Oysa sizin ilişkinizde aldatma falan yoktur. Böyle kıskanç bir kadının kurbanı olduysanız, kendinize ve eşinize güveniyorsanız asla böyle tuzaklara gelmemelisiniz. Bir kez sizde şüphe oluşturduğunu anlarsa emin olun partnerinizle aranız bozulana kadar zehrini akıtmaya devam edecektir. Ruh halinizi iyice bozduktan sonra ise sahte dert ortaklığı yaparak sizi iyice dibe çekmeye çalışacaktır muhtemelen.. Oysa bir erkek arkadaş, elinde kanıt olmadan asla ve kat'a böyle bir şey yapmaz.

5-Benimkisi bana bu kolyeyi almış!

Bir de hava atarlar ki, aman da aman.. Dünyanın en düşünceli kocası onunkidir, sevgililer gününde ne güzel bir kolye almıştır. Aman da aman evde bütün ütüleri onun kocası yapar, onun kocası çok harikadır...
Oysa bir erkek arkadaş, size asla karısını böyle abartarak övmez. Onunla sanat, edebiyat, politika, felsefe, kitaplar, sinema falan konuşursunuz çünkü. Kendi aralarında belki dedikodu yapıyordur erkekler ama bir kadın arkadaşla olan diyalogları asla böyle hava atma boyutlarına gelmez.. Hava atan kadında tehlike potansiyeli olduğunu bilmelisiniz, çünkü hava atan aynı zamanda kıskançtır da..

6- Ben olsam çoktan sepetlemiştim!

Boş bulunup bir kadın arkadaşınıza ilişkinizdeki ufak bir sorununuzu anlattınız diyelim. Mesela dediniz ki “Bizim öyle büyük bir sorunumuz yok, sadece eşim biraz dağınık! Dün de çoraplarını sağa sola fırlattığı için atıştık biraz!”
Vay siz misiniz bunu diyen, karşınızdaki kadın eğer vicdanlı ve huzurlu bir kadın değilse, başlar eşinizi ve elbette ki sizi yargılamaya. Ne sizin köleliğiniz kalır, ne geyşalığınız kalır.. Feminizmden girer, eşitlikten çıkar, hatta çoğunlukla “Ben olsam çoktan sepetlemiştim” diyerek verir gazı size, verir gazı size... Aman diyelim, gayet iyi giden ilişkinizdeki eften püften sorunları bu tip kadınlara anlatarak kendinizi sakın riske atmayın!

7- Boş konuşan kadınlar!

Kadın arkadaşlarınızı gözünüzün önüne getirin. İçlerinde çok sevdiğiniz ama çok konuşup başınızı ağrıtan kaç tane var bir düşünün.. Liste bayağı kabarık değil mi?
Çünkü maalesef hemcinslerimizin çoğu çok konuşur. “Bugün nasılsın?” dersiniz mesela, “Eh işte; kayınvalidemle hafif atışıp kocama da şöyle şöyle dedikten sonra yolda giderken bir de Süheyla'ya rastladım. Süheyla'yı sana anlatmış mıydım, hani eşinden boşanan arkadaşım var ya, o işte. Anlatmadım mı, ya işte bu Süheyla... dır dır dır vır vır vır bla bla bla...”
Siz sadece “nasılsın bugün?” demiştiniz nezaket icabı, eğer araya girerek konuyu değiştirme manevrası yapma kabiliyetiniz yoksa en az 15 dakika uzar bu konuşma, konuşma da demeyelim aslında, monolog çünkü bu.. Anlatır da anlatır arkadaşınız, telefonda iseniz ahizeyi kulağınızdan uzaklaştırıp arada sırada “hıhı evet haklısın, öyle tabii...” şeklinde konuşmaya katılmaya çalışırsınız, işteyseniz bütün konsantrasyonunuz allak bullak olduğu için sinir olursunuz. Tek çözümünüz tuvalete kaçmak olabilir, tabii eğer şanslı değilseniz döndüğünüzde arkadaşınızın kaldığı yerden devam etme riskini de hesaplamanız lazım. Oysa bir erkek arkadaşınıza “Nasılsın bugün?” diye sorsanız muhtemelen “İyi, ya sen?” diye cevap verecektir. Karar sizin..


Elbette bütün kadınlar aynı değil, biraz abartmış da olabilirim yazarken; yorumlarınızı merakla bekliyorum ☺



Devamını Oku

10 Ekim 2013 Perşembe

Konuk Yazar Gününde KONU: Kadınlar Hakkında Gülümseten Tespitler

 Bu gün sizlerle Travel-Spree bloğunun kaleminden, keyifle okuyacağınızı tahmin ettiğim "Kadınlar" hakkındaki yazıyı paylaşıyorum.. Ben gerçekten çok keyif aldım yazıyı okurken, sizlerin de beğeneceğinize eminim. Kendisine buradan tekrar teşekkür ediyorum bloğuma konuk olup renk kattığı için.. 


KADINLAR HAKKINDA GÜLÜMSETEN TESPİTLER

Konuşmaktansa düşünmeyi seven bir insan olduğumdan başkaları konuşurken genellikle dinlerim ve kendimce tespitler yaparım. Bazen tespit ettiğim şeyler yüzünden içimden kıs kıs gülerim, yüzüme yansımaması ve karşımda konuşanın fark etmemesi için yanaklarımı ısırıp dururum.. Eh kadınların çoğunlukta olduğu bir ofiste çalıştığım için kadınlarla ilgili de bir takım tespitler yapmam kaçınılmaz oluyor tabii ki! Size şöyle söyleyeyim ki, her gün bir yenisi ekleniyor bu tespitlere.. 
diyetteki-kadin


Yediklerini içtiklerini, aldıkları ve verdikleri kiloları gram gram hesap ederler ve anlatırlar.
-Ay dün akşam yemekten sonra yarım su bardağı kola içtim, 3.5 tane de acı badem kurabiyesi yedim.. Bu hafta 450 gram vermişim” gibi..


Sevgililerine beğendikleri bir
sevinen-kadin
şeyi hediye olarak aldırabilmek için kırk takla attıktan sonra, sanki hiç haberleri yokmuş da sevgilileri kendiliğinden beğenip almış gibi anlatıp gösteriş yapmaya bayılırlar.
“-Ay baksana, sevgilim bana Louis Vuitton’dan şu çantayı almış. Çok güzel değil mi ? Bayıldım!“gibi..



dedikoducu-kadin
Etraflarında olan alakalı-alakasız her türlü olay onları derinden ilgilendirir, her şeyi bilmek zorunda hissederler kendilerini.
“-Ayşe bugün işe geç geldi. N'oldu acaba ya?” gibi..

Diğer kadınların üstlerinde başlarında ne varsa tepeden tırnağa süzerler.
“- Baksana Ayşe’ye kayın validesi düğününde ne takmış.. Bu fiyatta bir şey takılır mı hiç; cimrilik resmen! “ gibi.. (Bu sırada açar bilmem ne pırlantanın web sitesini, hediye takılan şeyin aynısını bulur ve hemen fiyatına bakar!)

zeki-kadin

Okuldayken sınav sabahı sınıfa gelirler ve bir önceki akşam kitabı yalayıp yuttukları halde “Ay hiç çalışamadım ben ya. Ne sorar ki acaba?” gibi şeyler söylerler. Hani amaç “Off bu kız çok zeki ya! Baksana çalışmadan 90 alıyor.” dedirtmek..


çekici-kadin

İlgi kendilerinden başka bir kadın üzerine kaydığı zaman deli olurlar, hemen tekrar ilgi odağı olmaya çalışırlar.

Birbirlerine karşı genelde son derece yapmacıklardır.
Saçlarını kestiren bir arkadaşına “Ay ne kadar güzel olmuş. Vallahi yüzüne çok yakışmış” derken, içlerinden “Iyyy çok aradı mı bunu kesen kuaförü acaba!” diyebilirler.



ev-kadini
Birbirleriyle her daim titizlik ve hijyen yarışına girebilirler.
"-Ben aslaaa yıkadığım sebze ve meyveleri mutfak evyesinin içine koymam"
 "-Ben aslaaa her sabah klozete domestos dökmeden evden çıkmam"
"-Ben aslaaa iç çamaşırlarını ve diğer kirli çamaşırları aynı anda makinede yıkamam"
"-Ben aslaaa toz bezi ile mutfak bezlerini karıştırmam" gibi..

Evleri bal dök yala olsa bile bir misafir geldiğinde “Dağınıklığın kusuruna bakma n’olur” derler.
 Burada da amaç “Aman ne düzenli, titiz bir kız. Bu eve bile dağınık diyor yahu!” dedirtmektir.

medgul-kadin
Muayyen günlerindeyken yanlarına yanaşılmaz, pek dengesiz olurlar.

Şikayet etmek doğalarında vardır.

Sevgililer gününde “Yok ya sevgililer gününün benim için hiçbir anlamı yok. Bugün de hediye almak zorlama gibi oluyor. Popüler kültüre karşıyım.Sevgilimden hiçbir beklentim de yok." deyip bütün gün çiçek, hediye, sürpriz vs. beklerler. Bekledikleri sürpriz gelmeyince de bir dolu trip atmaları kaçınılmaz olur.

Bazıları yemek yapmadıkları halde mutfak dolapları düdüklü tenceresinden el rondosuna kadar çeşit çeşit mutfak alet ve edavatı ile doludur.



Bir maili 10 dakikada yazarlarsa bir 30 dakika da CC’ye kimleri koyacaklarını düşünürler, 1 saatlik toplantının ardından 3 saat boyunca toplantı raporu yazarlar.

Ama yine de hayat onlarsız çekilmez bence. Siz ne dersiniz ?


Yazar hakkında:
Yazmaya ve gezmeye tutkun bir mühendis.
Üniversite sınavını kazanıp İstanbul’a yerleşmemle birlikte keşfettim gezmeyi, yeni yerler görmeyi, değişik kültürler tanımayı, yeni lezzetler tatmayı ne denli sevdiğimi.
Yazmaya olan tutkum ise henüz ilkokul sıralarındayken başladı. O zamanlar günlük tutuyor, gün içerisinde yaşadıklarımı defterime aktarıyordum. Ortaokula gelince İngilizce öğrenmeye başladım ve dünyanın dört bir tarafından mektup arkadaşları edindim. Hem yeni kültürler tanıdım hem de doyasıya yazdım, yazdım ve yazdım. Kendi ülkemi ve memleketimi başka kültürlerden insanlara tanıtmaya çalıştım.
En sonunda bu iki büyük tutkum bir gezi blogunun açılmasına vesile oldu. Şimdi farklı bir ülkeye veya şehre gittiğimde gezerken, yeni lezzetler denerken bir yandan notlar alıyor, daha sonra aldığım notları bir yazıya dönüştürerek deneyimlerimi blogumda paylaşıyorum.
http://travel-spree.blogspot.com






Devamını Oku