Yeşilçam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeşilçam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2016 Cumartesi

İçim şişti; nasıl kutlayayım anneler gününüzü!

Yeşilçam'ın aile filmlerini neden severiz hiç düşündünüz mü? Bence ailenin kötü adamının çoğunlukla Hulusi Kentmen olmasının etkisi büyük... Hulusi Kentmen tatlı serttir. Bazen acımasız bir patron olarak karşımıza çıkar ve filmin sonunda işçilerin haklı olduğunu kabul eder. Bazen de kızını fakir Tarık Akan'la evlendirmek istemeyen zengin ve sert bir babadır. Filmin sonunda fakir Tarık Akan'ın babası olan Münir Özkul'un onurlu tavrından etkilenir, ya da kucağına tutuşturulan torununun gülümsemesine dayanamayıp hemen yumuşar. Biz izleyiciler de göz yaşları içinde gülümseriz bu mutluluk sahnesini izlerken. Hem ağlarız, hem seviniriz. Hulusi Kentmen'e baştan kızarız, ama o kadar tonton ve iyi kalplidir ki, kızgınlığımız çabuk geçer. Sevgi her zaman galip gelir bu filmlerde, dürüstlük ve onur, en yüce kavramlar olarak işlenir bilinçaltlarımıza.


Artık böyle filmler yapılmıyor maalesef. Ya bir entrikacı kadın var ailenin içinde, ya herkes birbirinin ardından dolap çeviriyor, ya da sevgiye hiç yer yok. Tıpkı kirlenen zamanlarımız gibi! Tıpkı kirlenen politik dünyamız gibi...

Şimdilerde yüzler asık, karamsarlık had safhada. Espri yapmak imkansız hale geldi. Televizyonlarda çok kanal var ama, gülemiyoruz! Ne demiş şair:

“Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir...”

Resim yazısı ekle
Halkın gülme standartları da değişti. Bir kısmı evlendirme programlarını izleyip gülüyor, bir kısmı “futbol yorumu” adı altında yapılan kepazeliklere gülüyor. Bir kısmı da düğün-dernek serisi, Osman Pazarlama, Recep İvedik serisi gibi şeylere gülüyor. Eskiden bu ülkede politik mizah diye bir tarz vardı. Bir nesil, rahmetli Levent Kırca'nın "Olacak O kadar Televizyonu" programıyla güncel olaylara farklı bakabildi. Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın “Yasaklar” adlı muhteşem kabareleri vardı mesela; bugün bile hâlâ güncelliğini koruyan nefis taşlamalardı.


Artık böyle şeyler yok! Artık ayda 400 bin lira karşılığında göz süzen ve başkalarının giyim kuşamını aşağılayan nurellalar var bu ülkede!  Bekeme mutfaktan yayılan bayat esprileri de unutmamak lazım!



Bir de turşuda kullanılan bir çeşit salatalığı andıran ismiyle eğlence dünyasına yön veren kişiler var. Neye üzülüyorum biliyor musunuz; bunlar olsun olmasına da, azıcık daha üst entelektüel bakış açısına sahip sanatsal içerikler de olabilseydi keşke!



Yarın anneler günü ya, her yerde indirim var! Ne bileyim, keşke  akılları zorlayan saçmalıklarda da indirim olabilseydi! Yani demem o ki, keşke toplum olarak düzeysizleşme hızında da indirim yaşasaydık! Bir gün bile yeterdi; yine şair geldi aklıma;

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler...”



Beyaz deyince söylemeden geçemeyeceğim. Dün akşam öylesine Beyaz'a bakıyordum televizyonda. Arabesk müzikten büyük bir övgüyle söz ediyordu. Türkücü Zara, arabesk albüm çıkarmış; bir zamanlar Neşet Ertaş türküleri söyleyen Zara'nın ikinci arabesk albümüymüş bu! Dedi ki Beyaz: “Artık pop falan değil, en çok satan müzik arabesk” ve alkış koptu. Zara'nın sesinin bu kadar çirkin olduğunu hiç bilmiyordum!


Çok karıştı konu farkındayım, ama içim şiştim ne yapayım! Açıkçası yarınki anneler gününüzü nasıl kutlayacağımı pek de bilemiyorum. Böyle bir ortamda anne olanlara saygım iki kat artıyor, umarım istedikleri gibi çocuklar yetiştirip mutlu bir geleceğin inşasına katkı sunarlar.

Bir yol vardır elbette bu kara bulutlardan kurtulmak için; ama ben şu an kestiremiyorum ne olduğunu. Sadece tonton Hulusi amcamızın sıcak sevgisi sarmalasın hepimizi diyorum, sıcacık mutluluklar yayan filmlerde buluşuruz elbette birgün...

not: bütün görseller web'den alıntıdır. 
Devamını Oku