Sevgili Günlük,
Hâlâ günlerden 24 Mayıs ve hâlâ
ilk günü anlatmaya devam ediyorum. Dedim ya, aheste beste olacak bu yazılar; sindire sindire, tatlı tatlı…
Tiflis Shota Rustavelli Havaalanı
Bir şairmiş Rustavelli. Şehrin havaalanına, en güzel caddesine kendisinin ismini vererek sanatçıyı onurlandırmaları takdire şayan. Bizde var mı Karacaoğlan Caddesi, ya da Yunus Emre Havaalanı bilmiyorum. Belki de vardır. Ukrayna’ya gittiğimde heykellerle, park adlarıyla, cadde adlarıyla nasıl ki şair ve ressam Taras Shevchenko’yu beynime kazıdılarsa; Tiflis’de de havaalanı ile, heykeller ile, en güzel caddelerine verdikleri adı ile Orta Çağ’da yaşamış Gürcü şair Rustavelli’nin adını beynime kazıdılar. "Bize gelen turistlere de keşke Yunus Emre’nin ya da ne bileyim Yaşar Kemal’in adını ezberletebilseydik…" diye düşünmekten kendimi alamıyorum; ne yapalım ben de böyle biriyim işte...
Tiflis Havaalanı beklediğimden daha büyük çıkıyor. Ama ne güzel bir sakinlik var! İki uçak inmiş yan yana. Gümrük kontrolde sadece bizim uçağın yolcuları var. Yan tarafta Hintli bir grubu sorguya çekiyor polis. Bizi sorgusuz sualsiz şıp diye alıyorlar içeriye. Havaalanındaki kocaman reklam panolarında, “casino” reklamları gözüme çarpıyor. Meraklılarının ilgisini cezbeden düşük vergili kumarhanelerin çok olduğunu daha önce okumuştum.
“Tblisi love you” wifi kanalı güzel çekiyor havaalanında.
Biraz döviz bozdurduktan sonra “taksi lazım mı” cı abileri başımızdan savarak
dışarıya çıkınca solda görünen 337 No’lu belediye otobüsüne biniyoruz.
![]() |
| Tiflis Rustavelli Havaalanı |
337 N0’lu Belediye Otobüsü ile
Merkeze Varış
Yeşil renkli 337, sanırsın bizim
İETT. Tipi aynı ama kuralları başka. Otobüse önden, arkadan, ortadan; yani
istediğin kapıdan binebiliyorsun. Her kapının karşısındaki direğe küçük bir
otomat yerleştirmişler. İster kredini kartını, istersen indirimli ulaşım
kartını okuturken seni birisi kontrol etmiyor. Biz önce ne yapacağımızı şaşırıyoruz.
Kafamız güvensizliğe kodlanmış ya! Bir görevli görmezse kartı bastığımızı
nereden bilecekler kafasındayız. Yanda oturan güler yüzlü hanımefendiler, bu
duraklamamızı görünce vücut diliyle “kartı basın” diye gösteriyorlar, biz de
basıyoruz. Sonradan bakıyorum, herkes öyle yapıyor. Demek ki insanların kafası
çakallığa çalışmıyor; ya da öyle güzel bir sistem oturtmuşlar ki, herkes kart
basmadan otobüse binilmeyeceğini biliyor. Belki de arada birileri çaktırmadan
kontrol ediyor ve ağır cezalar kesiyor. Ukrayna’da en azından basılı bilet
oluyordu arada yapılan kontrollerde göstermek için, burada ise gösterilebilecek
hiçbir kanıt yok. Tamamen güvene ve sorumluluğa dayalı sistem tıkır tıkır işliyor
demek ki…
337 No’lu otobüsle Özgürlük Meydanı’na gelmek yaklaşık 50 dakika sürüyor. Böylece taksiye 40 Lari vermekten kurtularak keyifle yolculuk yapıyoruz. Otobüsle gelirken her duraktan önce sanki Türkçeymiş gibi tanıdık konuşan kadından “Şimdiki gaçeraba” yı öğreniyorum bile, “bir sonraki durak” demek sanırım diyor ve gülümsüyorum kendi kendime… Banko, bilmişim…
![]() |
| Şimdiki Gaçeraba 🥰 |
Havaalanından şehir merkezine
giderken gördüğümüz evler çok eski duruyor; ama mimarileri, yıpranmış da olsa süslemeleri,
oymalı tahta balkonları ve pencereleri beni benden alıyor. Arada Sovyet döneminden
kalma eski yüksek katlı binalar ve balkonlarında asılı çamaşırlar da gözümden
kaçmıyor. Yol boyunca çok sayıda lüks araç olması da çok ilgimi çekiyor. Bu
kadar yıpranmış evlerin önünde nasıl bu kadar çok sayıda ve lüks araç olabilir? Çünkü
bizdeki gibi katlanan vergiler yok! İnsanlar yurt dışından ucuz ikinci el araç
getirebiliyorlar. Dünyaca ilgi çeken kumarhaneleri sayesinde ülkede çok da
zengin olmalı (sonradan ilave not: Çoğu aracın tamponunun olmayışı sonraki
günler çok ilgimi çekiyor. Belki
de tamir arabadan pahalıdır, ve büyük olasılıkla trafikte böyle tamponsuz araçla dolaşmanın cezası da yoktur)
Belediye otobüsünün gitmesi için
yolun sağını özel olarak ayırmışlar; bizdeki metrobüse özel yol gibi… Hatta
trafik ışıklarında bile “bus” diye özel yeşil amblem yanıyor. Bu sayede yaklaşık 50
dakikada Özgürlük Meydanı’na gelebiliyoruz. Aksi taktirde bu yolculuk saatler
sürebilirdi. Zira saat akşam 6’ya doğru gelirken şehre yaklaştıkça sıkışıklık artıyor;
gerçekten de çok araba var ve trafik neredeyse durmak üzere…
Akşam tarihi bölgeyi gezerken bu şehre bu kadar çok arabanın hiç yakışmadığını düşünüyorum. Hem şehri yürüyerek gezebiliyorsun hem de her yerden sağlı sollu araba çıkabiliyor. Bir de arabaların hem sağdan hem de soldan direksiyonlu olması şaşırtıcı geliyor. Trafiği nasıl düzenliyorlar, sağdan direksiyon olan arabalar ile diğerleri “sollama” falan gibi şeyleri nasıl yapıyorlar anlamıyorum. Belki de bu kadar çok tamponsuz araç olması çok kaza olduğundandır, kim bilir… Benim gibi bir turist ancak yalan yanlış yorum yapar işte böyle.
Şehirde hiç üst geçit olmayışı, estetiği alt geçitlerle sağlamaları ise çok hoşuma gidiyor…
Serin serin alt
geçitlerde sahipsiz piyanolar da gördü bu gözler, yoldan geçenlerin o piyanolarda şahane
parçalar çaldığına da tanık oldu. Grafitiler de gördü, alt geçitin içinde bar
da gördü, “Al sana underground müzik” der gibi… Ama alt geçitlerde bir tane
sigara izmariti görmedi gerçekten de…
İşte her toplumun kendine göre kuralları ve düzeni var. Turist dediğin de benim gibi bazılarına hayran oluyor, bazılarına da “Amaan canım, bu da neymiş, memleketimde âlâsı var” karşılaştırmasıyla burun kıvırıyor. Gezmek de böylesi zihin yormayla keyifli hale geliyor bence. Öbür türlü zaten sosyal medyada zibilyon tane fotoğraf ve video mevcut... Önemli olan şey, gittiğin yeri "kopyala yapıştır" tavsiyelerle değil de, kendi gönül ve beyin süzgecinden geçirerek görmek ve hissetmek değil midir a dostlar...
Kalın sağlıcakla….
Not: Tiflis-1 yazısı burada
DEVAM EDECEK….



