yeni yıl dileği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni yıl dileği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2024 Cumartesi

Blogda Mim Var: 2025 Yılından Beklentilerim

Epeydir gelemedim buralara; ne sevdiğim bloglara uğrayabildim, ne de aklımdakileri yazmaya fırsatım oldu. 

Hayat bazen böyledir; bir şeyler ertelenir ertelenir, bir de döner bakarsın ki erteledikçe o şeylerin değeri de kalmamış. O yüzden kısacık da olsa geleyim ve ara fazla açılmasın dedim. 

Blogların eski günlerindeki gibi Mim etkinliği başlatmıştı Blog Forum sahibi sevgili Sinan. Sağolsun beni de mimlemiş. Daha fazla ertelemeden katılayım dedim. Etkinlik burada, dileyen herkes katılabilir. 

Sormuş: “2025 Yılından Beklentilerin Neler?” demiş…  Keşke tatlı tatlı yazabilseydim... Çok neşeli bir cevap olmayacak üzgünüm Sevgili BlogForum… Çünkü 2024’ün tadı maalesef ağzımda kekre bir tortu bıraktı…

O yüzden yeni yıldan beklentilerim de  fazla duygusal…

2024 yılında beni üzen, yalnız bırakan, kalbimi kıran herkes; bana yaptığı haksızlığı 2025 yılında anlasın istiyorum. Dinlemeden, anlamadan, empati kurmadan yargısız infazlar yaptılar. Sanki alışveriş listesinde sıradan bir nesne, mesela bir marulmuşum gibi üstüme çizgiyi çekip attılar kenara. Çok yaralandım, çok aşırı kırıldım. Neden mi? Üstat Pir Sultan vermiş cevabı...

“İlle dostun bir tek gülü yaralar beni …”

Hikayesini öğrendiğimde çok etkilenmiştim.



 

Pir Sultan Abdal’ı idama götürüyorlar... Emir vermiş Hızır Paşa, herkes taşlayacak! Taşlamayanın başı uçurulacak! Korkudan herkes taş atmaya başlamış . Atılan taşlar Pir'e ulaşmadan yere düşüyormuş.  

 Taşlayan kalabalığın içinde Pir Sultan Abdal'ın en yakını Ali Baba da varmış! 

 “Taş atmayayım” diye düşünüp elindeki gülü fırlatmış!

 Gül, Pir Sultan'a çarpmış ve kan akmaya başlamış... 

Sonrasında Pir Sultan Abdal’ın ağzından, şu dizelerin çıktığı söyleniyor:


 

“Şu kanlı zalımın ettiği işler,

Garip bülbül gibi zaralar beni.

Yağmur gibi yağar başıma taşlar,

İlle  dostun bir fiskesi yaralar beni.

-*-*-

Dar günümde dost düşmanım belli oldu.

Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.

Ecel fermanı boynuma takıldı.

Gerek asa, gerek vuralar beni.

-*-*-

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz.

Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz.

Şu ellerin taşı hiç bana değmez.

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”


Öyle işte; yaralı bir seneydi 2024 benim için...

Ne bekliyorum peki? Hiç bir şey... Özür beklemiyorum mesela. Ama bana ne yaptıklarını görsünler ve dönüp aynaya baksınlar istiyorum. Kırılan vazo; bir parçası kaybolsa da tamir edilebilir;  ama kalpler öyle değil... 

Neyse işte; 2025 yılında beni kimseler üzmesin, üzemesin istiyorum. Değersizleştirmesin kimse beni ve ben gibi hissedenleri.

Zaten kalabalık değildir hayatım; kalanlar daha da azaldılar 2024'de. 2025 yılında böyle şeyler olmasın istiyorum.

Bir de sağlık… Sağlıkla çokça sınandığım bir yıldı 2024.

2025 yılında en çok sağlık diliyorum; bana ve sevdiğim insanlara… Bunu çok içtenlikle diliyorum hem de, kalbimin derinliklerinde bir yerlerden….

Hayatım arı duru olsun; entrikalardan uzak; art niyetli iki yüzlü insanlardan uzak, huzurlu olsun…

Tatillere gidebilelim eskisi gibi, ne bileyim çiçeklerimiz insansızlıktan solmasın… Gördüklerimiz, sevdiklerimiz, seçtiklerimiz var olsunlar hep hayatımızda. Emeklerimiz heba olmasın, diktiğimiz fidanlar kuru dala durmasın...

Evime, ülkeme ve evrenin her bir köşesine baharlar gelsin…

Öyle işte; her şeye rağmen teşekkürler Hayat...  Rengahenksin, hayranım sana...


Devamını Oku

14 Aralık 2023 Perşembe

Bu Kadar Çok Üvey Kardeş Arasında Sindirellacıklar Ne Yapsın?

Hazır mısınız Sindirellacıklar? Şimdi size kendi hikayenizden bir kesit sunacağım. Bir varmış bir yokmuş kısmını fazla uzatmadan geçiyorum hemen konuya…  Çünkü bu anlatacaklarım masal değil onu baştan söyleyeyim de sonra mutlu son falan beklemeyin!

Efenim hikâye azıcık uyarlama olacak. O yüzden “Aman canım nasılsa sonunu biliyorum, niye okuyayım demeyin, bu hikâyede son yok çünkü.  Hepiciğiniz Sindirella olduğunuza göre demek ki ortada pek çok Sindirella var. Peki kaç tane üvey anne isterdiniz? Orasını size bırakıyorum; zira bana soracak olursanız açarım ağzımı sonra yummak zorlaşabilir. Ama maalesef üvey kardeşlerinizin sayısını belirleme hakkınız yok; geçmiş olsun ne diyeyim! Kim mi onlar, o kadar çoklar ki! Üstelik her geçen gün çoğalıyorlar tek hücreli canlılar gibi! Eee masal masal matitas, önündeki sade suyla dolu tas! 

by Ai 
Mesela Selçuk Tepeli’nin her akşam haberlerde kullandığı yakıştırmayla “bağzı fenomen zımbırtıları” sizin üvey kardeşlerinizden oluyor. Niye mi? Çünkü efenim onlar kafalarına bigudi yerine Dolar Euro takarken, siz olsa olsa huni takabilirsiniz de ondan! Onların eşleri -yani sizin de enişteleriniz oluyor kendileri- çok düşünceliler. Üvey kız kardeşlerinizin canı çekti diye bakkaldan ekmek alırken bir de külçe altın alıp geliveriyorlar. Yaaa! Siz de Sindirella olarak kusura bakmayın ama saftirik gibi peri gelse de geçen sene indirimden aldığınız kıyafetlere dokunup yenilese diye bekliyorsunuz! Çok beklersiniz ah be canlarım benim!

Sindirella olmak kolay değil elbette. Kimler kimler üvey kardeşiniz, hepsini bilseniz aklınız şaşar! Mesela “Almanya’da herkes aç aç, raflar boşalmış kıtlık var” deyip, orada yaşayıp, euroları ceplerine koyup, sonra da ülkemizde sizin ancak on ay taksitle beş gününü zorla ödeyebildiğiniz otellerde bir ay krallar gibi tatil yapan faşize yengeler var ya; onlar da sizin üvey kardeşleriniz. Kimse kusura bakmasın, mangallarda köz kalmasın!

Saymakla biter mi üveyler? Devam edelim. “Hayatım boyunca eşşek gibi çalıştım” deyip, otuzlu

by Ai
yaşlarında emekli olan futbolcular mesela! Onlar da üvey kardeşleriniz canlarım benim. Sıfırlarını sayamayacağınız rakamları bankaya yatırıp da Seçil hanımın dolandırdığı tipler var ya hani! Yani işte şey fonuna (ismini söylemeyi avukatının yasak ettiği yüce Kaan şey var ya) işte o şeyin fonuna iki milyon dolar yatırıp 4 milyon dolar faiz beklerken şey olanlar… İşte o şeyler de bu hikayedeki bütün Sindirella’ların üvey kardeşleri oluyorlar canlarım benim! Yani dolandırıcılığın bu kadar yaygınlaşmasına mı şaşırır ve üzülürsünüz, yoksa “Bütüüüün hayatı boyunca eşşekler gibi çalıştığını ve bu paraları hak ettiğini” söyleyen futbolcuların, bir saatte kazandıkları para için kaç yıl çalışacağınızı mı hesaplarsınız orasını bilemem ben! Sindirella sizsiniz, sihirli peri size dokunacak nihayetinde!

Bir de ahkâm ablalar abiler var, hepiciği üvey kardeşler sınıfına giriyor. İşte kimler aklınıza gelirse onlar.


Bir elleri yağda bir elleri balda deyiminin bile yetersiz olduğu lüks hayatlar yaşarken, Instagram’dan Twitter’dan oradan buradan arada çok bilmiş laflar eden ablalar var ya hani onlar işte. Kimi Londra’daki ışıltılı hayatına ara verip üç dakikalık reklam çekmeye ülkemize gelip milyonları cebe atarken, siz Sindirellacıkların bazıları tam tamına yedi binnn beşyüz liraaa emekli maaşı ile sihirli bir dünyada yaşıyorsunuz! Kimileri de ormandaki evlerinde sabah koşusuna çıktıktan sonra Instagram story’sine alışveriş linki ekleyip #işbirliği yazıp pürüzsüz ciltlerini pazarlarken siz de o linklere kanıp onların servetlerine servet katıp… Amaaan işte anladınız siz, Sindirella olmak bunu gerektirir çünkü! Bunlar aklıma gelenler. Unuttuklarımı siz ilave ediverin aşağıya. Mesela benim gıcık kaptığım, oyunculuktan anlamayıp, konservatuvara gitmeye gerek görmeyip, sonracıma efendim – küçük dokunuşlu estetik operasyon geçirmiş- gittikçe birbirlerine benzeyen suratları ve sıfır bedenleriyle magazinlerde boy gösterip, salak saçma iyice orta doğuya kayan dizilerin havuzlu villalarında, salak saçma senaryoların salak saçma uzun bakışma sahnelerinde oynar gibi yaptıkları için; haftada, bak haftada diyorum, bölüm başına iki milyon tele alanlar var ya; hah işte onlar en has üvey kardeşleriniz!

 Neden mi?

Çünkü onların bölüm başına milyonları cebe attıkları dizilerin büyük etkisiyle bu ülke bu kadar kokuşuyor ve çürüyor da ondan. O salak saçma senaryoları hiç eleştirmedikleri için şiddet normalleşiyor, gelir adaletsizliği normalleşiyor, mafya normalleşiyor, efendime söyleyeyim  kadınlar aşağılanıyor,  satır aralarında sıfır beden olmayan kadınlar aşağılanıyor! Bu salak saçma diziler yüzünden insanlar gülmeyi unutuyor, insanlar sevmeyi unutuyor, insanlar nezaketi unutuyor. Bütün Sindirellalara susmayı öğretiyorlar bu dizilerde! Milyon milyon dolarlar kazanan, o çok beğendiğiniz ve oyunculuğu taklit eden en has üvey kardeşleriniz sayesinde! Maalesef psikolog olmuş, hastalarının en hassas sorunlarını senaryo yapan, televizyon başında üzdüğü Sindirellalardan milyonları cukkalayan ablalarınızı n’olur es geçmeyin. Sizin hayallerinizi bile çalmak istiyor bu sinsi bencil kötücül üvey kardeşler…

Politikacı üvey kardeşlerinizi siz zaten biliyorsunuz. Yani onların çevirdikleri entrikalara ve sinsiliklere bakınca, masal cadıları bile yanlarında masum kalır canlarım benim. Oy zamanı akıllarına ancak gelir Sindirellalar!  Kapalı kapılar arkasında çevirdikleri kazlardan akan yağlar, dere olup çağlar! Yani canlarım benim, “hak hukuk adalet” diyenler bile Sindirellacıkları senelerce nasıl kandırmış, gördük atların kabak olduğu kurultay gecesi… Bir de patronlar var; az maaş veren, hiç maaş veren, tazminatı indiragandi yapan, seni gönderip yerine daha ucuzunu arayan, yatlarda katlarda gününü gün edip mesaiyi kırpan üveyler… Sendikaymış gibi görünüp aidat peşinde koşanlar var bir de! Görüyorsunuz ya, prensi kapmak isteyen masaldaki üvey kardeşler nasıl da masummuşlar! Ah ah,  bu üveylerin hangi birini saysak ötekisi eksik kalıyor bizim gerçekliğimizde!

Peki bu kadar üvey kardeşin arasında Sindirellacıklar ne yapabilir? Çok da şey yapmamak lazım. Bu saatten sonra Marx mezarında canlanıp “Dünyanın bütün Sindirellaları birleşin, sihirli at arabasından başka kaybedecek şeyiniz yok!” dese bile, bu üveyler bir yolunu bulup giyerler o camdan ayakkabıyı demedi demeyin.


Benim aklıma tek çözüm geliyor! Biz Sindirellalar, bir yolunu bulup eğleniriz be; gülmeyi unutmayız üveylere inat! Rahatsız ederiz varlığımızla, ekmeklerine yağ sürmemek için elimizden geleni yaparız belki ha, olmaz mı? Bak yeni yıl ışıltıları da var her yerde, ha olmaz mı ne dersiniz? Kar yağar belki, bembeyaz olur şehir. Ne bileyim; bir kuş gelir parmaklarımıza konar belki, bir şiir olur dudağımızda, güzel bir oyun izleriz belki, yılbaşında simli kart atarız sevdiklerimize, ha olmaz mı?

Bak Prens de yola çıkmış, geliyor zaten elinde camdan ayakkabıyla…  

Devamını Oku

9 Ocak 2021 Cumartesi

Eksilen ritüelleri tamamla be 2021!

Ritüel insanıyım ben. Bazı şeyleri tekrarlamaktan bırakın bıkmayı; zevk alır, huzur bulurum. Say say bitmez bunlar. Mesela yurdumun her köşesinde “kahvaltı kafeleri” pıtrak gibi yayılmadan yıllar yıllar öncesinde severdim “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı ” şiirini. Hoş şimdilerde bu dizeleri pazarlama panolarında görünce içim sızlıyor sızlamasına ama “kahvaltı” benim vazgeçilmez ritüellerimden biridir mesela. Pazar günü geniş kahvaltı yapmazsam ertesi haftam kötü geçer. İsterim ki küçük küçük tabaklarda çeşit çeşit reçeller olsun. 2021’de de olsun, 2088’de de olsun.  

2021 wishes

Akşamları eve dönerken köşede bakkal Ali Abi’yi görmek, iki farklı uçtaki siyasi görüşlerimiz nedeniyle atışıp sonra da “Aman yaa, komşuyuz biz” diyerek gülümsemek mesela! Bundan sıkılmam hiç, aksine içime huzur verir bu rutinimiz. 

Ne bileyim yeni yılda sevdiklerime kartpostal göndermek, çalışırken hep aynı müzikleri dinlemek, akşamları güzel bir film izlemeye “Bu sefer kesin sonunu getireceğim!” diye başlayıp sonrasında uyuyakalmak… Her gün aynı saatte kahvaltı etmek, pazar günleri blog yazmak için erkenden uyanmak…

Bazı ritüeller sonradan girdi hayatıma, bazıları ise kendimi bildim bileli var(DI)

Ey 2021, lütfen özlediğim güzel ritüellerimi geri getir! Ne kadar kıymetli olduklarını onları kaybedince daha çok anladım. Sen de beni anla, yani bir zahmet anlayıver…

Mesela kış başlarken yine saatleri geri alalım, sonra ablam beni o gün arayıp, ”Saatini geri almayı unutma ha!” desin. Her seferinde “Bir keresinde nasıl da unutmuştun da işe gidememiştin.” hikayesini anlatıp kahkaha atsın. Bense içimden “Öyle bir şey olmadı ki” diye sessizce gülümseyeyim ama çaktırmayayım. Artık yok bu basit ama -bir o kadar da huzur veren alışkanlığımız. Şimdilerde kışlarımız hep karanlıkta geçiyor ve kimseler “Saatleri geri aldım, alarmın kafası karıştı!” bahanesiyle işe geç kalmıyor! Yap bir güzellik be 2021! Bu sene saatleri ileri-geri alalım, varsın insanların bir günlüğüne kafası karışıversin. Azıcık eğlenelim; bu vesileyle ana haber bültenlerinde bir günlüğüne de olsa siyasilerin saçma tartışmaları falan filan yerine saatlerin ileri/ geri alınması nedeniyle yaşanan komik durumlar yer alsın.

Böyle basit bir konuda kırmazsın ha beni! Hem şu an yenisin, dinamiksin, enerjin yüksek, gençliğin var!

Her sene yılbaşı öncesinde “Milli Piyango” alıp hayal kurardım. Ertesi gün de bakardım o bilete ne çıkmış diye! Bu sene bu ritüelim de bitti ne yazık ki! Satıldı “ Milli Piyango” İtalyanlarla ortak birilerine. Adı da Sisal mı ne oldu. Bilet fiyatları arttı doğal olarak, özelleşme bu boru mu! Benim hayallerimi değil, kasaya ne kadar kalacağını düşünecek elbette! Hiç görmedim bu sene bilet, ama galiba tipi de değişmiş, kazı kazan gibi olmuş diyorlar! Ee, tasarruf tedbiri gereği boyutu da küçülecekti, ya ne olacaktı!

 Eh be 2021, Milli Piyango ritüellerimizi de geri ver bir zahmet!

Yeri gelmişken söyleyeyim. Senelerdir türlü bahanelerle yapılmayan Eurovision Şarkı Yarışması ritüelimi de geri vermeni önemle rica ediyorum canım kardeşim 2021. “Hakkımızı yiyorlar” tartışmalarını bile o kadar özledim ki! Çünkü o tartışmalarda bir “Milli Ruh” vardı, kazansak da kaybetsek de tek yürek olabiliyorduk. Şimdilerde öyle mi, milli bir felakette bile bir araya gelemiyoruz. (Buraya üzgün surat emojisi koyasım geldi; ama TDK’ya yürekten bağlılığım buna elvermediği için bağrıma taş basmayı tercih ettim)

 2021, canım ciğerim, ne olur kaybolan ruhumuzu geri ver!

Tiyatro bileti kuyruğuna girme ritüelimi, haftada bir tiyatroya gitme ritüelimi, kitapçıları dolaşma ritüelimi, yaz tatili için günlerce yer bakma, otel yorumu okuma ritüelimi,…vb.

 Anladın sen, yorma beni daha fazla, koy işte eksilenleri yerine…

Bu arada sakın ola ki giden 2020 gibi bu isteklerimi yanlış anlayıp hata yapmayasın! Sadece ben değil, benim gibi pek çok kişi  “Ritüelleri özledik” derken  “İbo Şov yeniden başlasın”ı kast etmemiştik! Güzel ritüellerimiz bir bir yok olurken 2020 nereden bulup da ısıtıp getirdi İbo Şov, Serdar Ortaç falan filan tipleri. Sen sen ol 2021, bak canım, -bak altını tekrar çiziyorum-  sadece  güzel ritüellerimizi geri ver, bırak eskide kalsın o  gereksiz şeyler !

Bir de hayal kurma özgürlüğümü geri ver 2021, ruhsuzluğu at üzerimden.  Ne diyorlar; evet “Öğrenilmiş Çaresizlik” mi ne, işte onu yok et canım kardeşim.

Senden umutlu, mutlu, sağlıklı, zengin ve güzel bir 356 gün bekliyorum.

 

Sevgiyle canım, hadi çalış bakalım, yüzümü kara çıkarma!

 

 

 

 

 

Devamını Oku

30 Aralık 2016 Cuma

2017'de YOR'ulmadan...

Ben bu yeni yılda kendime çok somut bir hedef koyuyorum. “R” harfini yutmayacağım! Evet düşündüm, taşındım, başarması kolay gibi görünen, aslında hiç de sanıldığı kadar kolay olmayan bir hedefte karar kıldım!

 2017'de “yor” suz hayattan “yor” lu hayata adım atmak istiyorum!
Yazması kolay olan, okumada da sorun çıkarmayan, ama iş konuşmaya gelince yutulan zavallı harf, zavallı “r”, bu kadar hoyrat davranılmayı hak etmiyor! Buna bir son vermek lazım diye düşündüm ve 2017'de ona özen göstermeyi kendime görev bildim! Ne o, şaşırdınız mı? Niye şaşırıyorsunuz ki... Gayet mütevazı, bir o kadar da iddialı bir dilek benimkisi... Bu ülkede neler oluyor şaşırmıyorsunuz da benim gariban dileğime mi “Yok canım, daha neler” diyorsunuz! Teessüf ederim, gerçekten çok teessüf ederim... Böyle şeylere aşırı derecede kırılıyorum ben!


Madem herkes kendi bildiğini okuyor, madem herkes kendi çıkarlarına göre hareket ediyor, madem iyi dileklerde bile bir araya gelemiyoruz, ben de alıp başımı gitmek istedim işte farklı diyarlara... Ülküsüz kalmıştım, ülkümü buldum! Elimden tutan oldu da, mesela “bak 2017'de şöyle bir şey yapacağız, ne bileyim Mars'a gideceğiz, ya da Türkiye'nin her karış toprağını yeşillle dolduracağız, organik tarım yapacağız, tavuklarımız özgürce gezmekten mutluluk sarhoşu olacak” gibi şeyler söyleyen oldu da ben mi katılmadım! Baktım umutlar tükeniyor, yüzler asık; kendime umutlanacağım bir amaç buldum. Gerekçelerim çoktan hazır:

70 milyonun (!) izlediği koskoca devlet televizyonun spikerleri bile kendisini unutturmaya çalışıyor. “Sesimi duyUYO musun sevgili kameraman arkadaşım?” diyorlar, “Sesim geliYO mu?” diye tekrar ediyorlar. O zavallı “R” böylesi anlarda nasıl üzülüyor, nasıl da içine içine atıyor dertlerini siz hiç düşünüyor musunuz? Tabi ki düşünmezsiniz, ateş düştüğü yeri yakar...


Bakmayın öyle kenardan kenardan, bana umutlu bir şeylerle gelen yoksa aranızdan, dönmem artık yolumdan! Slogan mı istiyorsunuz, alın size slogan:

Şimdiki zaman R'siz olmaz, sevenler ayrılmaz! Yok bunu beğenmedim, “Hor görme “R”yi ne olur, çalış senin de olur” Bu çok saçma oldu, “R”siz hayat ah ne bayat! Yok bu da olmadı. Şimdiki zamanın bütün “R” leri birleşin! Bunun sonucu da “rrrrrr” olur, çok gürültülü olur, 
bunu da sevmedim. “Tek ek, tek harf, tek yürek” Bu cümleyle de gaza gelemiyorum... “R'lerine bahar gelmiş memleketimin” diyesim geliyor, “Remocan” türküsünü mırıldanıyorum içten içe, “Rey rey rey” diye halay çekenleri düşünüyorum, olay tek kanallı televizyonda virgülde yarım nefes, noktada tam nefes es veren spikerlere kadar uzanıyor.

Şimdi içinizden birileri “Ülkede o kadar çok dert varken, senin takıldığın şeye bak!” diyebilir. Hiç alınmam, yüksek sesle de söyleyebilirsiniz... Ama bilin ki bugün “R” leri yok sayan, yarın neleri yok saymaz? Bunun t'si var, yumuşak g'si var, değil mi ama...

Hem siz sanıYO musunuz ki, bu iş burada bitiYO, hayır bitmiYO! R'ler hayatımıza tekrar girdiğinde her şey çok güzel olacak belki de... Ben üzerime düşeni yapıyorum arkadaşlar, gerisi size kalmış..

Yeni yılınızı kutluYORum, haydi sıra sizde, aşağıya bırakın bol bol YORum...


Devamını Oku

31 Aralık 2015 Perşembe

Heyecanlıyım, çok melekli bir yıl başlıyor!

Sevgili Yeni Yıl, yıllardır karlı yeni yıl sabahına uyanmayı hayal ediyorum, bu sene oldu sayende. En son ne zaman yılbaşı günü kar yağmıştı, hiç anımsamıyorum bile. Belki de ben çocukken... İnsan hayaline sımsıkı sarılırsa gerçekleşiyor bak işte.! Yaşamak böyle bir şey belki de; beklemek, umut etmek, umut ekmek ve sonrasında gümbür gümbür gelen coşku...



karlı sabaha uyanmak ne güzel...
Sabah kalktığımda gördüğüm manzaranın fotoğraflarını çektim acemice. Bu muhteşem görüntülerin izi kalsın istediğimden, ya da bu güzellikleri paylaşabilmek için. Ne bileyim, hiç tanışmasam da arkadaşım olarak kabul ettiğim sevgili "Kalemimden Yazılar" ve "Bahçeperim", Ege illerinde kar göremiyor diye belki de... 
Ege illerinde kar göremeyenlere beyaz kristaller içinden sevgi ve umut göndermeyi istemek ne güzel bir yeni yıl dileği...

kalpsiz olmaz!
İnsan tazeleniyor, insan umut ediyor, insan coşuyor. Yeni yıl da neymiş diyorlar ya, işte bu demek aslında... Böyle benim gibi sabahın kör saatinde kalkıp içinden geçenleri çalakalem yazıvermek demek. Kar tanelerine dokunarak mutluluğu içine çekmek demek...

melekler korusun!
Gördüğüm her yer bembeyaz... Masalsı bir güzellik var sokaklarda. Bütün çöpler örtülmüş, geçmişin bütün izleri silinmiş, bütün kırgınlıklar bitmiş, haksızlıkların hepsi yok olmuş gibi. Kirden, çirkinlikten arınmış gibi her yer ve sanki bütün insanlar yeni doğmuş çocular gibi... En güzel olan da nedir biliyor musun sevgili yeni yıl, eşitlik var karla kaplı sokaklarda!
Tabii ya, bak görmüyor musun, beyaz nasıl da eşitlemiş herşeyi... Büyülü bir güzellik ile kaplanmış ortalık.. Bembeyaz bir bulutun ortasında gibi, sanki bir pamuk şekerinin içinde gibi, bir çocuğun rüyasında gibi, tam da öyle gibi... Ben gibi, belki de sen gibi, biz gibi...

meleklerin kalbi vardır...
Sana çok ama çok teşekkür ederim sevgili yeni yıl. Bembeyaz bir güne uyanmak, bembeyaz bir yılın başlaması, beyazlar üzerinde gülümseyen melekler, sanki bir şeylerin işareti gibi... 

sevmek güzel şey...
Biliyordum, biliyordum; birgün geleceğini biliyordum! Sen O'sun, sen benim altın yılımsın, seninle başlayan güzellikler ömrüm boyunca sürecek. Ben bunu biliyordum, sahiden de biliyordum...
Hep bugüne hazırlandım belki de. Kimi zaman yavaş yavaş, kimi zaman acele acele...
Ağladım, üzüldüm, içlendim, alındım, darıldım, kızdım, bağırdım, çağırdım; ama güldüm de, sevindim de, umutlandım da, mutlandım da, haykırıp dolu dolu kahkahalar da attım... İşte hepsi bugün içinmiş..

01.01.2016 benim için yeni, taptaze, güpgüzel bir başlangıç oluyor... Apar topar işten ayrılmalarım, apar topar yaptığım ruhsal temizlikler, apar topar kendimi korumaya alışlarım demek hep senin içinmiş....

kar küresinde hayaller...
Biliyor musun, bu yazıyı ben değil, ellerim yazıyor sanki.. Çok garip, cidden çok ama çok garip... Bir o kadar da güzel ve şaşırtıcı ve coşkulu ve büyük ve güzel ve ve ve...

Bu sene bana en sevdiğim arkadaşım, sevgili dostum bir sürü melek hediye etti. Bu sene bana yeni arkadaşım melekli bir bebek hediye etti, o melekli bebeğin aynısından evde de vardı, sevdiğim biri hediye etmişi, iki tane oldular...

melekler arkadaş oldular...
Demek ki bu sene çok ama çok melekli bir yıl beni bekliyor...

O halde bir yeni yıl şarkısı da benden size hediye olsun...




2016 benim, sizin, bizlerin, iyilerin yılı oluyor göreceksiniz; seneye bugün bunu konuşuyor olacağız....

Sevgilerimle, nice mutlu başlangıçlara...

kokinalar, şans çiçekleri...
Devamını Oku

31 Aralık 2014 Çarşamba

2015'e girmeden önce son içsel yolculuk!

Evet ülkede abuk subuk şeyler yaşandı ama yine de 2014 benim evimde, ruhumda huzurlu bir yıldı. Sanırım kendi farkındalıklarım arttı, huzurumu bozan ortamlara, işlere, insanlara “hayır” demesini daha çok bildim sanki.


Tabi ya, çok sevdiğim yazma işini profesyonel hayata taşıdım mesela, artık işim sadece yazmak. Tişörtün etiketinde “a” harfi unutulmuş, montların 1000 tanesinde baskı hatası olmuş, kumaşlar yetmemiş, düğmeler yanlış gelmiş gibi düşününce saçma gelen gereksiz stresler vardı tekstil hayatında. Sanki fersah fersah uzaklaştım o dünyadan. Artık sadece araştırıyorum ve yazıyorum. Haa zor elbette, beyin yorgunluğu haddinden fazla. Ama olsun, seviyorum ben. İleride roman yazacağım günler de gelecek biliyorum.

Sigara bağımlılığından kurtuldum, bu da şahane bir kazanımdı benim için. “İnsan isteyince her şeyi başarır!” adlı yaşam felsefeme bir çakıl taşı daha eklemiş oldum. Ne de güzel oldu, aferin bana...


Canımı sıkan insanlarla arama çat diye mesafe koyabiliyorum artık, dolayısıyla da beni üzemiyorlar. Eskiden olsa aman ayıp olur, aman kaç yıllık arkadaşım, aman yüz yüze bakıyoruz falan derdim. Artık öyle demiyorum, kapris çekmek yok, oh rahatladım! Neden aramıyorsun diyenleri iyicene aramıyorum mesela. Şunu yap, bunu yapma gibi emrivaki yaklaşanlara direkt kapılarımı kapattım. Yakınmış gibi davranırken alttan alta iğneleyenleri de ilgisizliğimle cezalandırıyorum. Daha ne olsun ki! Hep birilerini üzmemek için yaşanmıyor gerçekten de. Evet özel birkaç kişiyi üzmemek gerekir doğru, ama gerisi için artık özel çaba harcamıyorum. Hafifledim.

Bir de affetmeyi öğrendim. Daha doğrusu beni üzen insanları artık kafama takmayıp içten içe “sizi affettim, artık özgürsünüz” terapisi yapıyorum, ohh sen sağ ben selamet. İnsan negatif enerjilerin her türünden uzak durmalı.


Hayatın değerini daha iyi anlıyorum sanırım, bu da içimi huzurla dolduruyor. Evet birçok olumsuzluk var bakıldığında, ama olsun ben şükretmeyi de biliyorum. “Thankfull” olmak diyor ya İngilizler, öyle işte. 2015'e sağlıkla ve iç huzuruyla girdiğim için şükran dolu içim.

Birileri kalkmış gavur icadı bu işler diyor, her sene olduğu gibi yine aldırmıyorum. Yeni başlangıçlar güzeldir, yeni başlangıçlar enerji verir insana, yeni başlangıçlar tazeliktir. Dolayısıyla 2015'e girerken kim ne derse desin heyecanlı ve de mutluyum.



Akşama nevaleler ufak ufak hazırlandı, bir iki meze yapılacak, "çoook eğleneceğiz çoook!" diyesim geliyor, dedim ya nedense bu yılbaşında içim sanki daha bir kıpırtılı gibi... 

Yeni yıl dileğimi mi soruyorsunuz, şöyle:

Geçen sene dilemeyi unuttuğumuz bütün güzellikler 2015'de gerçekleşsin...
Ve içimiz sevgi ile dolsun bu yıl, sevgi dolu olan yüreklerin dilekleri zaten gerçek olur...



O halde geleneği bozmayıp sabahın bu saatlerinde Zeki Müren'le girelim yeni yıla hep birlikte..

Devamını Oku