Ağaç Ev Sohbetleri 228. sayısında tekrar beraberiz. Yine sevgili Deep ’den geliyor haftanın konusu:
"Bir
ülkede çalışan kesim çalışmayan kesimin giderlerini vergileri ile karşılamalı
mı?"
Bu soruya cevap vermek için
kavramların içini iyi doldurmak lazım. Şimdi çalışan kesim var, çalışan kesim
var. Örneğin emekli ama milletvekilliğine devam eden pek ayrıcalıklı zat-ı
muhteremler çalışan kesim mi, yoksa yan gelip yatan kesim mi ona bir karar
vermek lazım. 2024 Ocak ayı itibariyle
230 bin lira maaş alacak bu şahıslar. Asgari ücret ne kadar? 17002 TL. İşçi emeklisiysen,
yanlış anlaşılmasın sadece çaycı ya da süpürgeci gibi vasıfsız yani herhangi bir
insanın yaptığı işi yaparak emekli olanları kastetmiyorum; mesela kötü niyetli
patronunun tam maaştan değil de asgari ücretten sigortasını yatırdığı bir yüksek
mühendis de, muhasebe müdürü de işçi emeklisi olabilir. Kaç lira maaş alıyor bu
arkadaşlar? Yeni zamlarla 11.000 bilemedin 15000 TL. Bu sadece bir örnek.
Çalışıp çalışmadığına karar veremediğimiz
pek çok insan var ülkemizde. Sadece vekiller kafa karıştırmıyor. Mesela ensesi
kalın dayıları sayesinde bir yerin yönetim kuruluna seçilip “huzur hakkı”
alanlar çalışan kesim mi oluyor? Bakar mısınız maaşın neden verildiğine? Huzur
hakkı için! Yani adam öyle riskli
kararlara imza atıyor ki, yatınca uyuyamaz hale geliyor. Evinde huzur muzur
kalmıyor. Yersen… Acaba yönetim kurulu
toplantılarına katılıyor mudur? Huzuru bilir. Bu adamlara ne yapmak
lazım? Ek maaş vermek lazım. Adı da “huzur
hakkı” Şimdi soruya dönelim. Bu “huzur hakkı” için bir yerin yönetim kurulunda olanlar
çalışan kesim mi oluyor çalışmayan kesim mi? Mesela devletin bilmem ne
kuruluşunda huzur hakkı alan kişilerin maaşını da vergiler yoluyla vatandaşın
ödemesi hak mıdır? Cevap veriyorum, haktır demek yetmez efendim. Bu durum
hepimize müstehaktır!
Şimdi Sevgili Deep’in sorduğu
soruya tekrar gelelim. Bir ülkede çalışan kesim çalışmayan kesimin giderlerini
vergileri ile karşılamalı mı?
Tabii ki karşılamalı… Yani şimdi
sen koskocaman milletin vekili olacaksın, haftada bir grup toplantısına gidip genel
başkanını alkışlayacaksın. Ondan sonracıma eğer ağzın laf yapıyorsa basına bir
iki hamaset yapacaksın, ondan sonracıma kanun tekliflerine emme basma tulumba
gibi başkanınız evet derse evet, hayır derse hayır diyeceksin… Bütün bu aşşşırı
sorumluluk gerektiren ve son derece aşşşırı zor işleri yaparken elbette senin
maaşını çalışanların vergilerinden kesip ödemeleri gerekir. Böyle soru abesle
iştigal efendim. Tabii ki, bittabi çalışmayanların giderlerini çalışanlar karşılamalıdır.
Biz öğrenciyken çok meşhur bir
kitap vardı. Karl Marx’ın damadı yazmış kitabı.
Adı “Tembellik Hakkı”
Diyor ki Paul Lafargue kitabında, çalışmak diyor, insanın doğasına aykırı diyor. İnsanların tembellik hakkı olması
lazım diyor. Çalışmak diyor bir zorunluluk değil, bir seçim olmalı diyor. Çalışmak insanları mutsuz eder,
hasta eder diyor. Hatta daha da ileri gidiyor, çalışmak insanları köleleştirir
diyor. Bir de hayali var. Makineleşme artınca insanlar daha
az çalışacak diyor. O zaman
diyor, insanların
boş vakitleri olacak diyor; sanatla kültürle ilgilenmeye, doğada vakit geçirmeye
daha çok zaman bulacaklar diyor. Bütün bunları ne zaman söylüyor? 1883’de söylüyor. 141
yıl önce yani. 2014 yılında bizim Mandıra Filozofu da benzer şeyleri söylüyordu kopya da olsa ve ünlü olmuştu hatırlarsanız.
Şimdi efendim benim fikrimi
soracak olursanız; tembellik herkesin en doğal hakkıdır. Paul'e sonuna kadar katılıyorum. Soruya dönelim tekrar:
“Çalışan kesim, çalışmayan kesimin
giderlerini vergileri ile ödemeli mi?”
Bu soruya cevap değil de daha çok soru sorasım
geliyor, kendimi tutamıyorum, birisi beni durdursun…
Mesela ülkesindeki
savaşta vatanını savunmayıp komşu ülkeye kaçan genç erkeklerin giderleri, o
komşu ülkede vatanına hizmet için çalışan öğretmenlerin, doktorların, işçilerin
ödediği vergiler ile karşılanmalı mı?
Mesela siyasi
partilerin özel uçak giderleri, efendime söyleyeyim seçim zamanı bastırdıkları
naylon bayrakların giderleri, siyasi partilere bütçe vermek ayağına çalışan kesimin
vergileriyle karşılanmalı mı?
Mesela sadece
bir deftere mühür basan adam memur sayıldığı için ve görev tanımı hiç
sorgulanmadığı için alacağı maaş, özel sektördeki kölelerin maaşından kesilen vergilerle
karşılanmalı mı?
Mesela
vekillerin ve sülalelerinin implant masrafları, diş çekimi için bile hastaneden
randevu alamayan işçilerin vergilerinden yapılan kesintilerle karşılanmalı mı?
Mesela milyonlarca
insana hiç hitap etmeyen TRT dizilerinde güya oyunculuk yapan adam ve
kadınlara ödenen astronomik ücretler, yine köle gibi çalışan insanların elektrik faturalarına
ilave edilen vergilerden karşılanmalı mı?
Mesela hiç
geçmediğimiz köprüleri yapan adamlara, onlar huzurlu uyuyabilsinler diye ödenen
dolar bazındaki manyak rakamlar, çalışanların maaşlarından kesilen vergilerle karşılanmalı mı?
Sorular uzar gider. Fazla da kafanızı şişirmeyeyim.
Elbette karşılanmalı! Tabii
ki karşılanmalı! Böyle soru olur mu?
Çünkü insanlar ikiye ayrılır; çalışanlar ve kazananlar. Sen çalışmazsan onlar taş mı yiyecekler?
Çünkü insanlar ikiye ayrılır; köleler
ve efendiler. Birileri köle olmazsa efendiliğin tadı mı kalır?
Çünkü insanlar ikiye ayrılır; ezikler
ve kurnazlar. Sen ezilip büzüleceksin ki birileri bu durumdan keyif alsın.
Öyle liberal eşitlik meşitlik
söylemleri masal yahu, siz daha orda mısınız?
Netekim, Marx’ın damadı haklıydı sevgili
dostlar. Ve 141 yıl önce yazdığı sosyalist manifesto en çok da kapitalist ve
emperyalistler tarafından anlaşıldı. “Tembellik Hakkı” olduğunu kabul ettiler, uyguladılar ama dile getirmediler. Ya herkes bu hakkının peşine düşseydi? Kaos çıkardı ayol, denge menge kalmazdı'
Siz kabul etseniz de
etmeseniz de insanlar ikiye ayrılır; tembellik hakkı olanlar ve tembellik hakkı
olmayanlar…
Şimdi efendim soruya tekrar gelelim diyeceğim ama buna hiç gerek yok. Adaletli bir çalışma düzeni kurulmadıktan sonra, adaletli bir sosyal devlet olmadıktan sonra, birileri tembellik hakkını sonuna kadar kullanmaya devam edecek, birileri de seve seve olmasa da söve söve o birilerinin giderlerini karşılayacak.
"...İki kere iki dört, elde var Ayten!"
Bari tembellik hakkını kullananlar Paul Lafargue’nin dediği gibi sanata ve kültürel faaliyetlere vakit ayırsa da ortam yeşillense diyeceğim de o da zor be dostum; çıksa çıksa ortaya ancak ucube Nasreddin Hoca heykeli çıkar!
Tamam ya, abartmış olabilirim biraz; bakmayın siz bana; yine gevezeliğim üzerimde.
Bozmayın morallerinizi!
Ne demiş ünlü hava durumu sunucusu?
Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun;
Kalın sağlıcakla…









