insan olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2018 Çarşamba

Poker surat olacağına botokslu yüz olsun!


Bir süredir düşünüyordum, bu insanları nasıl anlatmalı diye. Nihayet tabiri caizse “Cuk diye oturan” bir tanımlama buldum. Evet bu insanlar “Poker Suratlı!” Aslında “poker suratlı insan” yerine “poker suratlı adam” demeyi tercih ederim; çünkü bu cinslerin kadın versiyonlarına pek rastlamadım. Bana kalırsa kadınlar iyi niyetlerini veya entrikalarını saklamayı pek beceremeyip tüm duygularını yüzlerine yansıtıyor. Evirip çevirmeden söylemek gerekirse, ben kadınların yüzlerini daha rahat okuyorum diyebilirim. Belki de hemcinslerimi iyi tanıdığım için olabilir bilmiyorum nedeni ama, şu bir gerçek ki bugüne kadar bu konuda pek yanılgıya düşmedim. Neyse şimdi “adam” desem, “cinsiyetçi söylemle” eleştirilim falan! Hiç bu toplara girmeden direkt anlatmak istediğim tiplerin hepsine  “poker suratlı insan” diyeyim olsun bitsin…

Peki ama neden böyle diyorum? Çünkü bu adamların yüzünde ifade yok, mimik yok; yani duygu yok! Mesela kötü bir olay oluyor; diyelim ki sokakta yangın var; bu adamların yüzündeki donuk surat ifadesi; kahvaltı ederken yüzlerine yansıyan ifadeyle aynı kalıyor! Doğum günü pastasındaki mumları üflerken yüzlerinde beliren ifade ile cenazeye giderken yüzlerinde beliren ifade aynı. Abartmıyorum, gerçekten öyleler! Peki bu adamlar olumlu duruma da olumsuz duruma da aynı tepkiyi gösterince ne oluyor? Haliyle “poker suratlı” tanımı ortaya çıkıyor. 

Hani vardır ya profesyonel poker oyuncuları, filmlerde falan görmüşsünüzdür. Ellerindeki kağıtlar beş benzemez de olsa  önlerindeki bütün parayı ortaya sürerler; bunu yaparken de donuk bir ifade belirir suratlarında… Blöf mü yapıyor, yoksa eli floş royal mi  diğer oyuncular asla anlayamaz. Benim anlatmaya çalıştığım adamlar da aynı böyleler. Mesela adam bir karar alıyor, o kararı niçin almış kesinlikle anlamıyorsunuz. Yaptığı hamlenin amacı ne? 

“Seni uçuracağım” derken belki de sizi uçurumdan aşağıya atma planları yapıyordur! Kim bilebilir…

Peki bu adamların tek özellikleri donuk yüz ifadeleri midir? Elbette hayır. Bu adamlar ayak üstü bin sekiz yüz elli tane yalanı bir çırpıda söyleme kabiliyetine de sahiptir. Mesela hiç sevmedikleri eşlerine onu ne kadar çok sevdiklerini bir çırpıda söyleyebilirler. Hadi diyelim ki bu masum bir yalan. Diğer durumlardaki tehlikenin boyutunu tahmin bile edemezsiniz. Hele ki makam mevki sahibilerse eyvah eyvah… En çok iş hayatında söylerler yalanı. Mesela tüccar olmaya görsünler; müşteriyi kandırmak için Mars’da fabrika kurduğu yalanını bile atabilir bu adamlar. O derece yani… Ve işin kötüsü de bu adamları tanımayan herkes yalanlara inanır. Hatta övgüyle söz edilir kendilerinden :

“Vay be, helal olsun; adam Mars’ta fabrika kurmuş!”

Poker suratlı adamlar kolay yalan söyleyebildikleri için haliyle bu adamlara güven de olmaz. Yani bu adamlarla yola çıkılmaz. Anında üç kuruşa satılır, yolda yayan kalırsınız! En büyük özelliklerinden bir diğeri de her şeyde para izi aramalarıdır. E pokerci olmanın da bir raconu var elbette. Kolay kazanıp kolay kaybeden insanlar bunlar…  Karısına hediye alır misal 25 TL’lik; hediyeyi verirken o 25 olur 250! Ve ballandıra ballandıra da abartır:

“Karıcığım sana tam tamına iki yüüzz elliii telelik çiçek aldım, değerini bill!”

Zavallı karısı başlarda bu yalanlara inansa da zaman içinde mutlaka adamın gerçek yüzünü anlayacaktır. Bu durumda iki seçenekten biri bekler poker suratlı erkeklerin eşlerini. Ya  her şeyi kabullenip onlar da “bayan poker surat” olma yolunda kocalarına benzemeye çalışırlar. Çünkü  konjonktür bunu gerektirir; ya  da “Bir yalancıyla daha fazla yaşayamam!” diyerek boşanırlar. Onurlu olmak ikinci yolu gerektirir elbette ama, dedim ya yerel konjonktür koşulları sarmalar insan denilen mahlukatı, bunu anlamak da beyin ve izan ister…  (İzan: Anlama yeteneği / TDK)

Peki ben bunları niye anlattım? Sadece basit  ve güzel bir dileğim vardı; o dileğim anlaşılır olsun diye bunca şeyi yazdım; sizin de zamanınızı aldım affola.  İşte şudur dileğim:


“Çevremizdeki insanların suratları ifadesiz, mimiksiz olacaksa; bunun nedeni sadece yüzlerine yaptırdıkları botoks olsun a dostlar...”
 

Devamını Oku

25 Nisan 2017 Salı

Artık kimseye i-nan-mı-yo-rum!

Herkes kahraman olmak zorunda değil. Herkesin tarihe bir iz bırakması falan da gerekmiyor kanımca. Geçen gün katıldığım bir seminerde değerli bir konuşmacı ”Bu ülkede her on yılda bir, bir nesil, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye kendini feda eder, şimdi de öyle bir dönemden geçiyoruz” dedi. Ben katılmıyorum buna; yani kimse kusura bakmasın ama, gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye kendimi feda etmeye hiç ama hiç niyetim yok! Evet benden önce kendilerini, yaşamlarını bir ideal uğruna feda edenlere minnet ve şükran duyuyorum, ama onlar gibi olmak zorunda değilim! Bu bir bayrak yarışı değil nihayetinde, bu sadece nefes almak, yaşamak, mutlu olmak... Hepsi bu... Kocaman kocaman söylemler gerekmiyor! Basit, sıradan, öylesine, sadece yaşamak, var olmak...


Şimdi bana içinizden bazıları kızacak, kızsınlar. Çünkü bu ülkede ne yarınlara umutla bakanlara, ne de felaket tellalığı yapanlara i-nan-mı-yo-rum! Artık inanmıyorum! Bu saatten sonra benim için hayat, belki de saksıda yeşeren sardunyanın masumiyetiyle sınırlıdır. Bilemiyorum, sadece umutlananlara ve umutsuzlananlara inanmadığımı söylemek, haykırmak istiyorum.

KİMİSİ UMUDA, KİMİSİ UMUTSUZUĞA TUTUNURKEN, KİMSE BENİM YÜREĞİME TUTUNAMIYOR ÇÜNKÜ... İNSAN YÜREĞİME, İNSAN OLMA AZMİME, İNSAN OLMA AMACIMA...

Avustralya'da parmak arası terlikle dolaşıp hayatın tadını çıkaran insanlar nasıl ki gelecek nesiller daha iyi yaşasın diye bedel ödemiyorlarsa, kendilerini buna zorunlu hissetmiyorlarsa, ve eğer onlar insansa, ve eğer ben de insansam aynı onlar gibi; ben de bedel ödemeden; kendimi buna zorunlu hissetmeden; ama parmak arası, ama bilekten bağlı terliğimle bu dünyada güvenle adım atmak ve hayatımı huzur içinde geçirmek istiyorum! Diyeceksiniz ki, “içinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu ve doğu toplumu dinamikleri...” Demeyin, bana böyle şeyler demeyin, ne olur demeyin... Bana deyin ki;

EVET, SEN DE AVUSTRALYA'DA HUZUR İÇİNDE YAŞAYANLAR GİBİ BİR İNSANSIN, VE VAROLUŞUNU TAÇLANDIRMAYA DEVAM ETMELİSİN!”

Şimdi diyeceksiniz ki, Suriye'de de senin gibi insanlar vardı, sadece huzur içinde yaşamak istiyorlardı, bak sonunda ne hale geldiler! Olabilir, ben düşünmek dahi istemiyorum böyle şeyleri. Nedeni ne olursa olsun, herkes kendi kaderini ve kendi gerçeğini yaşıyor neticede. İster nedeni kişisel aptallık olsun, ister başkalarının yaptıkları aptallıklar olsun bu böyledir. Sonuçta ben de kendi gerçeğimle yüzleşirken, kimsenin (yakınlarım ve dostlarım hariç) benim hakkımda benden daha iyi bir düşüncesi olduğuna, benim adıma daha iyi karar vereceğine inanmıyorum! Benim iyiliğim için hiç tanımadığım başkalarının kendilerini feda ettiklerine, edeceklerine, etmek istediklerine asla ve kat'a i-nan-mı-yo-rum...

Bakıyorum, herkesin kendine göre bir iktidar arayışı ve özlemi var. Bazı söylemlerini elediğimde, farklıymış gibi görünen herkesin birbirine benzediğini görüyorum. “İdealler” denilen gömleklerini çıkardıklarında karşıma “bireysel hırslar” katmanı çıkıyor. Bireysel hırslar denilen katmanı çıkardıklarında “benim dediğim gibi olsun” fanilasını görüyorum. İçim kaldırmıyor açıkçası. O fanila sapsarı, iğrenç, kekremsi bir koku yayıyor etrafa. “Benim dediğim gibi olsun” diyenlerin yaşamlarına baktığımda, dedikleriyle yaşadıklarının dağlar kadar farklı olduğunu gördüğümde ise kusasım geliyor! En soldaki ve en sağdaki için de düşüncem budur... 

Solculuktan, eşitlikten, insan haklarından dem vuran; başkalarının çalıştığı fabrikalarda sendikal örgütlendirmeler yapan, ama kendi çalıştıkları işyerlerinde düzenleri bozulmasın diye ağzını dahi açmayan, açamayan; ne hikmetse bu konuda yüzlerce kitap okuyan ve de yazan kişilerin bir eli yağda öbür eli balda, ayakları süt banyosunda standartlarına ve bu yüksek standartları sürdürmek için gösterdikleri iki yüzlü çabalara doğru direkt kusmak istiyorum! Konuşunca mangalda kül bırakmayan ağızlarını gurme tatlardan alamayan, kendilerini marksist, solcu vb diye tanımlayan gazeteciler, aydınlar, şunlar bunlar... Çıkarın artık maskelerinizi, çıkarın ki çıksın gerçek yüzleriniz ortaya! Boşu boşuna umut satmayın, bunu bize yapmayın... Öte yandan Allah Peygamber din alanında kendini adamış gibi görünen ve fakat altın varaklı tuvalete afedersiniz def-i hacet eden adamları gördükçe de kusasım geliyor. Ha diyeceksiniz ki, ”münferit örneklerle genelleme yapma, kurunun yanında yaşı da yakma!”



Yakıyorum kardeşim, var mı itirazı olan; kurunun yanında yaşı da yakıyorum işte! Çünkü o yaş, kurunun ateşiyle zaten kendiliğinden yanıyor! 

Ben sadece herkes içinden geldiği gibi yaşasın, ve içinden geldiği gibi yaşadığını söylemekten, göstermekten, yazmaktan utanmasın istiyorum. Hepsi bu, özeti bu...

Bu saatten sonra benciller bandosunun önde gidenlerine bakın, ben oralarda olacağım! Günahı bunca yıldır inancımı, umutlarımı sömürüp yok edenlerin boynunadır...



NOT: Artık mizah falan yazayım diyorum, yoksa baklalı enginar tarifi falan mı yapsam...
Dilim sivrildi bugün, sizi üzdüysem ve gerdiysem affola. Siz beni boşverin! Hayatınızın, kendi gerçeklerinizin güzel taraflarının tadını çıkarmaya çalışın..

Sevgiyle, saygıyla, iç döküşle...
Devamını Oku