30 Eylül 2014 Salı

Mahur Bey'in düşleri!

Grand tuvalet giyinmeyi çok severdi. Hafta içi rengarenk kravatlar takar, üzerine mükemmel oturan, hiç bir potluk ya da darlık yapmayan, özel terzisi Yorgo'nun diktiği takım elbiseleri giyerdi. "Yorgo da çok yaşlandı, O'na bir şey olursa ne yaparım!" diye  düşünüp telaşlandı bir an için. Ailesinden böyle görmüştü, “İnsanın kendisine özen göstermesi, çevresine duyduğu saygıyı yansıtır” derdi babası. İşi olsun ya da olmasın her sabah erkenden kalkar, özenle duşunu alıp traşını olur, dikkatlice giyinirdi. Hafta sonları ise özlediği keyif zamanlarıydı....
Devamını Oku

25 Eylül 2014 Perşembe

Ha bebekli, ha kedili, ikisi de aynı!

Geçen gün çocuğu olan annelerle kedisi olan kadınların ne kadar benzer davranışlar sergilediğini şaşkınlık içinde fark ettim. Aslında bu farkındalığı yaşamak için çok da derin gözlem yapmaya gerek yok, sadece onlarla biraz zaman geçirmeniz, ya da sosyal medyada arkadaş olmanız yeterli. Bu hatun kişilerin değişmeyen tek gündem maddelerinin çocukları ya da kedileri olduğunu görecek, konudan uzaksanız zaten ne demek istediğimi hemen anlayacaksınız. Eğer sizin çocuğunuz ya da kediniz yoksa asla onlarla uzun süreli sohbet edemezsiniz. İsterseniz Mars'a...
Devamını Oku

23 Eylül 2014 Salı

Koton'un rezil reklamları yayından kaldırılsın!

Koton'un “Çocuk kafası, Çocuk modası” reklamını ilk gördüğümde nefret ettim ve bu konuyu blogumda mutlaka yazmalıyım dedim kendi kendime. Benim yazı işi biraz geç kaldı, fakat bu arada internete şöyle bir baktım da Pedagoji Derneği reklamı durdurması için Koton'a mektup yazmış, Twitter'da #kotoncocuklarımızıkullanma etiketi ile tepkiler yağmış, Change.org'da imza kampanyası açılmış. Demek ki bu ülkede hâlâ Koton Kafasında(!) olmayan sağduyulu insan sayısı az değilmiş, ne güzel dedim kendi kendime. Daha geçen gün hatırlarsanız ilkokul günlerinden...
Devamını Oku

21 Eylül 2014 Pazar

Edebiyat ve müzikle dolu bir Moda gecesi!

Aslında yürüyebilirdim ama üşendim, taksi bekledim gelmedi, tramvay bekledim yarım saat, sonrasında biraz yürüdüm ve nihayet tam 45 dakika gecikmeyle amacıma ulaştım. Dün akşam, Kadıköy Belediyesinin düzenlediği “Buket Uzuner ve Mehtap Meral'le yaza veda” etkinliğine katılmayı başardım, ne güzel oldu. Kadıköy'ü çok seviyorum belki söylemişimdir daha önce. İstanbul'da kendimi İzmir'de gibi hissettiğim, nefes aldığım, her seferinde daha bir hayran olduğum güzel köyüm sevgili Kadıköy'ümün belediyesinin halk etkinliklerini olabildiğince takip...
Devamını Oku

13 Eylül 2014 Cumartesi

Benim Adım Gültepe'nin Karnesi: Otur sıfır!

Hatırla Sevgili'yi çok sevmiştim, Çemberimde Gül Oya'ya bayılmıştım, Öyle Bir Geçer Zaman Ki'nin özellikle ilk sezonu gayet güzeldi. Şimdi bu başarılı örnekleri izlemişken, ağır arabesk kokan, seksenli yıllarda geçmesine rağmen ilk iki bölümden anlaşıldığı üzere geri plandaki tarihi-politik gerçeklere hiç mi hiç dokunmayan, gergin ve acayip negatif karakterlerle dolu bir dizi dönem dizisi midir, bence değildir. Sevebilir miyim peki ben? Üzgünüm sayın yönetmenim ve sayın yapımcı, sevemem; bünyeye ters, dokunur, ağır acılı arabeske alerjim var! Benim...
Devamını Oku

7 Eylül 2014 Pazar

Bu pazar eğlenceli yazamadım üzgünüm!

Bu yazı keyifli bir pazar yazısı değil maalesef, baştan söyleyeyim de aman sakın okuduktan sonra pişman olmayın! Ben de isterdim pazar kahvesine eşlik edecek, yüzlerde gülümseme bırakabilecek kıvamda tatlı bir yazı yazmayı ama üzgünüm. “Burası Türkiye!” dedirtmek için ısrarla insanın gözüne gözüne sokuyorlar bütün cahilliklerini, bir de “bu toprakların yazgısı karadır, bu toprakların insanı acılıdır” türküsü tutturmuşlar ki fonda... Hayır efendim, yazgı değil cehalet bütün bunların nedeni! Cehalet ve aç gözlülük bir araya gelince ortaya...
Devamını Oku

2 Eylül 2014 Salı

Mimlendim, mimli yanıtlar verdim...

Sevgili “Kalemimden Yazılar” sağolsun düşünüp beni mimlemiş, kendisine teşekkür ediyorum. Konu kitaplar üzerine olunca keyifle yanıtladım, aslında itiraf edeyim huysuzlandığım ve espriyle karşılık verdiğim sorular da oldu. Haydi biraz eğlenelim o halde. Gelsin sorular... 1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı? Cehaletimi mazur görünüz ama çok kitaptan oluşan serileri hiç bilmiyorum. Daha da açık ifade etmek gerekirse söyleyeyim; kitap dünyasındaki dizi olayına tamamen yabancıyım. Sanırım “dinozor okuyucu” sınıfına giriyorum...
Devamını Oku