23 Ekim 2016 Pazar

Haldun Taner Sahnesi'nde Saadet Hanım'ı izledim

 Perde açılınca bir banka şubesini görüyoruz. Dekor çok başarılı. Numara alma makinesinden bankodaki kayan yazılara kadar her şey bütün detaylarıyla düşünülmüş. Sahnede bir müşteri, banka memurları ve güvenlik görevlisi var. Öğle tatili bitmiş, ama şubedeki rehavet sürüyor. Derken sahneye emekli ilkokul öğretmeni Saadet Yurtlu giriyor. Üzerinde kendisine çok yakışan, tam da sosyal konumuna ve yaşına uygun yeşil şık bir elbise var. Saçları sıkıca topuz yapılmış. Herkese “evladım” diye hitap eden, disiplinli, mesleğini yaşam tarzı olarak benimsemiş bir öğretmen kendisi. Aynı zamanda çocuğunun üzerine titreyen bir anne. Bankadaki parasını çekecek ve oğlu Sermet'e hediye alacak. Çünkü Sermet'in o gün doğum günü. Daha bankaya adımını atar atmaz güvenlik görevlisinin laubali ve cahilane davranışlarından rahatsız olan Saadet Hanım “bunlar hep müfredat sorunu, sizleri eğitemedik” diyerek tavrını ve halini belli ederken, bankaya yüzlerinde kadın çorabı olan 3 kişi giriyor ve olaylar böylece başlıyor.



Buraya kadar anlattıklarım zaten oyunun tanıtım broşüründe de mevcut, dolayısıyla oyunu izlemek isteyenlere bir kopya vermediğimin altını çizmek isterim. Gelelim yorumlarıma.

Oyunu izledikten sonra yazarın neyi anlattığını pek anlayamadım.

Geçen sene önermesiz tiyatro metin yazarlığı eğitimi aldıktan sonra, izlediğim oyunlarda hep yazarın asıl anlatmak istediği ana temayı bulmaya çalışıyorum. Ama “Saadet Hanım” da o kadar çok mesaj kaygısı vardı ki, oyundan çıktığımda aklımda kalan şey sadece “ yazarın kafasının çok karışık” olduğuydu. Oyunun tanıtımında özetlendiği gibi eski zaman disiplinlerinden kalma emekli öğretmen Saadet Hanım'ın bakış açısından olaylar anlatılsaydı, “güldüm eğlendim düşündüm” der çıkardım. Ama böyle olmadı. Çünkü son dönemin popüler tanımlaması olan “sübliminal mesajlar” oyunda o kadar çok yer alıyordu ki, açıkçası izleyicilerin çoğunun topluca güldüğü bazı yerlerde ellerim çenemde donuk bir yüz ifadesiyle bakakaldığım çok oldu. Bir karışıklık komedisi olarak kalabilirdi belki oyun, ben de güler eğlenir stres atar çıkardım. Ama öyle değildi...

Oyundaki mesajlar
Saadet Hanım bankadaki çalışanların ya da eylemcilerin beğenmediği davranışları için “işte bunlar hep müfredat yüzünden, okullardaki müfredat değişmeli” mesajını birkaç kere tekrarladı. O sırada salondaki izleyicilerden büyük bir alkış koptu. Oysa “müfredat değişmeli” diyen Saadet Hanım'ın okullarda nasıl bir eğitim sistemi istediğini bilmiyorduk biz seyirciler olarak. Dolayısıyla ben alkışlamadım bu repliği. Çünkü bu sloganvari tekrar edilen mesaj beni hiç ama hiç etkilemedi.


Oyunda solcu eylemciler aşırı derecede karikatürize edilmiş. Tamam silahlı eylemler yanlıştır, elbette şiddet yanlısı değilim ben de. Ama kitap cümleleriyle konuşan eylemcilerin -ki böyle konuşmaları alay konusu edilmiş- bir bildiri yazıp isteklerini dile getirmekten bile aciz olarak gösterilmelerini, grubun başkanının gözlüğünden sarkan etiketi egzajere edilmiş detaylar olarak gördüm. Aynı şekilde eylemcilerin bir konuya karar vermek için oylama yapmaları da abartılarak komedi unsuru haline getirilmiş. Neden? Bir toplulukta karar vermek için oylama yapmak çok mu gülünesi bir durum... Oyunun sonunda “her şeyi sevgiyle çözelim” gibi bir mesaj verildi gibi oldu bir ara ama, açıkçası bu kadar laf kalabalığında çok sönük kaldı bence.


 Işıklar kararıp da son sahnede Saadet Hanım oyuncuların arasına karışarak “biz çocuklarımızdan gözyaşlarımızı sakladık, sonunda kendileri arayıp buldular. Siz çocuklarınıza acılarınızı öğretin ki mutluluğu bulsunlar” dediğinde çok beğendim bu repliği. Ama oyunun bütünüyle ne alakası vardı, yine bağlantı kuramadım...


Muhtemelen yazar Ahmet Levent Pala, dünyaya soldan bakanları eleştirmek istemiş, ama açıkçası kendisinin nerede durduğu da pek belli değil. Bu eleştiriyi yaparken ortak değer olan öğretmenlerden yola çıkmış. Biraz müfredattan dem vurmuş, biraz eğitimsizlikten dem vurmuş, araya görevini kötüye kullanan memur, elemanıyla sevgili olan evli yönetici, sevince evlenmek gerekir klişesi, az biraz da komik unsur ekleyince, sonuna da “sevin, sevilin” mesajını kulağa güzel gelen bir akışla koyunca, dediğim gibi ortaya karmaşık bir oyun çıkmış.




Oyunda en çok Nilgün Kasapbaşoğlu'nu sevdim.

Oyunda Saadet Hanım rolünde oynayan Nilgün Kasapbaşoğlu'nu çok sevdim. Gerek ses tonu, gerek sahne hakimiyeti, gerekse mimikleriyle gerçekten de çok başarılıydı. 200'e yakın oyunda görev yapan, sinema ve dizilerden de tanıdığımız, aynı zamanda çok başarılı bir seslendirme sanatçısı olan Nilgün Hanım'ın performansını ve müthiş enerjisini izlediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Siz de eğer fırsat bulup oyunu izlerseniz yorumlarınızı merakla bekliyorum.

Son not; 
Sansürsüz, düşüncelerin özgürce aktarıldığı, tiyatrocuların işten atılmadığı, oyunların yöneticilerin istekleri doğrultusunda seçilmediği ve  doya doya sanatla dolu geçen günler dilerim hepimize...



10 yorum :

  1. Bu oyuna ekim başlarında bilet bulamamıştım, hepsi satılmış. Ben konu ve işin içinde tanıdık bir deneyimli oyuncu görünce çok istedim gitmek, belki kasım ayında giderim. Tiyatroda siyasi mesaj ya da araya laf sokma sevmiyorum. Bana kalırsa sanatın siyasi görüşü tarafı olmaz, mesaj varsa da izleyenler düşünüp alsın. Zaten sanatın bir misyonu da düşündürmek değil mi? Gidersem izlenimlerimi paylaşacağım sizinle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben biletlerin satıldığı gün gittim. Kasım oyunlarından ise sadece ikisine yer bulabildim, biletleri sıkı takip etmek gerekiyor.
      Tiyatroda ve sanatta yaratıcıların siyasi duruşlarını sergilemelerinde bence hiçbir sakınca yok. Sadece bunu yaparken sloganvari yaklaşımlar olması beni rahatsız ediyor. Bazı şeylerin tabiri caizse izleyicinin gözüne sokulmasından hoşlanmıyorum. Bence sanatın siyasi görüşü elbette olur, ama derinlikli ve iyi işlenmiş olması lezzet vermesi açısından önemli.
      Oyun hakkındaki yorumlarınızı merakla bekliyorum, sevgiler.

      Sil
  2. Merhaba, sanatın siyasi görüşü olmaz derken ne suya ne sabuna bulaşmadan renksiz ve ruhsuz anlamında demiyorum derinlikli ve iyi işlenmiş olmasına ben de katılıyorum ama sanatçı düzeyinde bu şartları koruyarak olur da, sanat siyasi düşünceler üstü olmalı. Her görüşün o söz ettiğimiz çerçeveye, kriterlere uyarak kendini ifade aracı, bir ayna gibi. Kasımda elimi çabuk tutayım, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size katılıyorum. Sanat kesinlikle daha üstten bakabilmeli, aynen dediğiniz gibi bir ayna misali... Ruhu olmalı, derinliği olmalı ve elbette estetiği olmalı...
      KAsım biletleri 18 ekimden bu yana satışta. Ben ilk gün gittiğim halde bilet almak için ilk oyuna yer bulamadım Haldun Taner'de, diğer ikisine bilet alabildim. Bence elinizi çabuk tutun, hatta hemen şimdi alın biletlerinizi, umarım yer bulursunuz, sevgiler :)

      Sil
  3. Çok güzel yorumlamışsınız, tebrik ve teşekkür ederim. Bu oyunu izleyen arkadaşlarım sadece sloganları alıp "güzel mesajlar veren" bir oyun olduğunu söylemişlerdi ama hem olumlu hem olumsuz yönlerini okuyunca daha net bir fikir oluştu. Genelde biletler satışa çıktığı gün mümkün olduğunca fazla oyuna bilet almaya çalışıyorum ama sıra buna gelene kadar kaçırmıştım. Artık Aralık ayına kısmet, fırsat bulursam izleyeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben oyunu izlerken Çağdaş Yaşam Derneği'nden gelenler çoğunluktaydı ve oyunu çok beğendiler. Hatta yanımda oturan bir hanımefendi de oyundaki mesajları çok sevdiğini söyledi. "Sizce de biraz fazla karikatürize edilmemiş mi" dediğimde şöyle bir baktı bana, anlam veremedi bu yorumuma. Ben de kendimden şüphelendim açıkçası :)
      Sizin de yorumunuzu merak ediyorum açıkçası, umarım bilet bulabilirsiniz.
      Sevgiler.

      Sil
  4. 10 sene olmustur tiyatroya gitmeyeli, utandim suan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zararın neresinden dönülse kardır. Özel tiyatrolarda biletler biraz pahalı ama şehir tiyatrolarında tam 16 TL, indirimli 10 TL. Aralık ayı biletlerini takip ederek arayı kapatabilirsiniz :)

      Sil
  5. İstanbul şanslı tiyatro yönüyle. Sizin yorumunuzu okuduktan sonra tiyatro izlemek bir başka güzel olur herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman zaman tekrar İzmir'de yaşama olasılığını düşündüğümde, buradaki sanatsal faaliyetler ve bu anlamda ne kadar şanslı olduğumuz geliyor aklıma. Özellikle Kadıköy'de yaşamak, belediyemizin sloganında belirtildiği gibi gerçekten de "ayrıcalık". Hoş ne kadar yararlanıyoruz gerçi ama, en azından nefes alacak kadar katılabiliyoruz bir takım sanatsal etkinliklere. Mesela söylemesi ayıp bu akşam belediyenin bahçesinde "Boğaziçi Caz Topluluğu"nun bedava Cumhuriyet Bayramı konseri var, gitmemek olur mu:)

      Sil